Ali Rıza Yılmaztürk 
 

VEYİSOĞLU KÖYÜNDE ATEŞ VE KÜL

Ateşin varlığı insan yaşamında büyük bir yer tutar. Ateşin insan kullanımına ne zaman girdiği bilinmemekle birlikte insandan önce var olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ateşin ortaya çıkışının doğa olayları sonucu olduğu su götürmez bir gerçektir. Yanardağ patlamaları sırasında oluşan lavlar ve yıldırım düşmesi sonucu çıkan orman yangınları ateşin başlangıcı sayılabilir.İnsanın ateşten korkması,bu yüzden korktuğuna tapınması yadsınamaz bir gerçektir.İnsan kendini geliştirdikçe ateşi de kendi lehine kullanmayı bilmiştir.Ancak onu kutsal olarak kabul etmekten de geri durmamıştır.Bin yıllar boyu ona tapmış;onunla ölülerini yakmış, ısınmış,yemeğini pişirmiştir.

Orta Asya Türk kavimlerinde de ateşe özel bir değer yüklenmiştir. Bu kavimlerin bazılarında ateşe tapıldığı, ölülerini yakarak sonsuzluğa uğurladıkları bilinmektedir. Bütün Türk kavimlerinde ateş hem tapınma aracı hem de hayatlarını kolaylaştıran nesne olagelmiştir.

Veyisoğlu Köyü Kelezoğlu mahallesinde ateşle ilgili bir çok ritüelin 1970’li yıllara kadar yapılageldiğine tanıklık edenlerin bir kısmı hala hayattadır.
Öncelikle ateşin yakıldığı yer olan, ahşap evlerin her odasında mutlaka bir ocak bulunur.Ocak,odanın iç duvarının ortasına taştan yapılır,onun sağında hamamlık ve yatak yorgan konulan yüklük,solunda da kap kacak  dolabı bulunur.Ateş ocakta hiç söndürülmez,baca hep tüterdi.O evde bacanın tütmemesi iyi sayılmaz,evin en yaşlı kadını bunu hep takip ederdi.Yeni dünyaya gelen erkek çocuklar “Ocağımızı bu oğlan tüttürecek” diye büyütürlerdi.Ocağı tüttürmek,ailenin devamını sağlamak anlamına gelirdi.Haylaz erkek çocukları için büyükleri “Ocağı bu mu tüttürecek? “ derken aslında soyun devamı için geleceğe dair umutsuzluklarını belirtirlerdi.

Aileler arasındaki kavgalarda en büyük beddua “Ocağı sönesice”ydi. Erkek çocuğu olmayanlar ocak sönmesin diye eve damat alırlardı. Bir ailenin başına büyük bir felaket geldiğinde  “ Adamın ocağı sönecek!” denirdi.

Ocakta ateşin devamını sağlamak için  dikey olarak büyük bir “çatuk” (kütük) konur,ağır ağır yanması sağlanırdı.Ocakta bir şey pişirileceğinde çatuğun közleri (kor parçası) üzerine ince odunlar konarak yanması sağlanırdı.Yanmakta olan şak edilmiş (yarılmış) odun parçalarına “ödlesi” denirdi.”Od “ ya da “Ot” eski Türkçede ateş anlamındaydı.Ödlesi ve ya Ötlesi  “od” söcüğünden türetilmiş olsa gerek.
Ocakta ateş yanarken çıkan “ çıtlak” ları gece karanlığında yanıp sönen ateşböceklerine benzetir,seyretmeye doyamazdım.  Çocukluğumda “gırımcıllı “ külde pişen patatesin tadını hala unutamam.

Ocaktan çıkan kül öyle ulu orta her yere dökülmezdi. İnsan ayağının basmayacağı yerler seçilirdi.Çünkü kutsal olan ateşin külü de kutsaldı.Bu kutsallık korkuyla karışık bir korunma ihtiyacından kaynaklanıyordu.Küle basılırsa “ Cin çarpar” dı. Kül genellikle incir ağaçlarının dibine dökülür,bu ağacın odunlarının yakılması iyi sayılmazdı.

Kül aynı zamanda şifa kaynağıydı da.Sünnet olan çocukların yaralarına kül serpilir,yara çabucak iyi olurdu.Çocukların apış araları ve koltuk altlarında oluşan pişik yaralarına da elenmiş meşe külü bağlanırdı.Vücudun herhangi bir yerinde çıkan yaralar da külle tımar edilir,böcek yemesin diye sebze tohumları küllenerek saklanırdı.

Dereye varan (dere kenarında çamaşır yıkamak) kadınların temizlik malzemesi de küldü.Dere kenarına büyük bir çukur kazılır,üzerine ağaç dalları konur,onun üzerine de “(f)hutun” ( büyükçe, geniş, kestane ağacından yapılma kasnak) yerleştirilir,içine,sıcak suda ıslatılmış özellikle pelemet bezinden yapılma timi,göynek gibi giyim eşyasından bir kat çamaşır,bir kat kül konularak üzerine sıcak su dökülür, kirlerin,özellikle kanlı pire boklarının yumuşaması sağlanırdı. Peşinden,hutundan süzülen küllü su bakırla alınır,külle kiri yumuşatılmış çamaşırlar büyükçe düz bir taş üzerinde tokaçlanarak yıkanırdı. Dereye varma sırasında kız çocuklarının saçları da bu kül suyuyla yıkanır, saçları hem uzatır hem de parlak olmasını sağlardı.
Kül, günümüzde hala “külleme”  hastalığı olarak bilinen ,üzüm bağlarında görünen yaprak hastalıklarına da iyi gelmekteydi.Kül sabah çiğinde bağ yapraklarına,süpürge üzerine konarak serpilirdi.Ben hala üzüm bağlarını böyle koruyorum.

Ocakta odunların yanması sırasında baca duvarlarında oluşan yağlı bir madde olan “kurum” da sağaltım amacıyla kullanılmaktaydı. İkinci büyük annem kurumu bir kasede suyla bulamaç kıvamına getirerek,karnı şişen çocukların  göbek kenarlarına  “benzekkleme” yaparak kısa sürede iyileşmelerini sağlardı.

Külün kullanıldığı en acıklı ritüel can çekişmekte olan hastaların üzerine elenmesiydi. Uzun zamandır yatalak hasta olan, sürekli yatmaktan her tarafı yara içinde olan,bir türlü ruhunu teslim edemeyenlerin yakınları bize gelerek ikinci büyük anneme “ küle geldim” derlerdi.O, kendisinden ne istendiğini bilir,daha önce bez torba içinde biriktirdiği külü ince elekte dualar okuyarak eler,bir kutuya koyarak beni de yanına alıp o eve giderdi.Hastanın üzerine kül suyunda yıkanmış bir çarşaf örttürür,beni de odanın tavan arasına çıkartır,kül kutusunu ve eleği vererek,hastanın yattığı hizadan elememi isterdi.Ben de o çocuk aklımla(5-6 yaşlarındayım) iyi bir şey yaptığımı sanırdım.Külü eleyenin sabi (günahsız) ve o ocaktan olması   gerektiğine yıllar sonra öğrendim.Yatalak hasta ,ne tesadüftür, birkaç güne kalmaz ölürdü.Bu ritüeli bizim köyde sadece o yapardı.

Ateş ve kül toplumsal yaşamımızı bu denli etkilemiştir,belki de etkilemeye devam etmektedir.

Facebook'ta Paylaş...


Okunma Sayisi : 205
Yazılma Tarihi : 2021-02-26
 
  İstatistik
  Dün : 1024
  Bugün : 616
  Toplam: 5606633
   Online :

  87 konuk,

 
Tefen67.com

<< Yazara Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Yazıya Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama  
   
 
Tüm Yazılar Tarih Yorumlar Hit
1 .VEYİSOĞLU KÖYÜNDE ATEŞ VE KÜL  2021-02-26 0 205 
2 .KÖSEOĞLU İSMAİL VE KURTULUŞ SAVAŞI  2018-02-24 2 6764 
3 .VA MI Bİ SIKINTI  2017-06-30 0 2350 
4 .BU DİYARDAKİ YUNUS  2016-02-12 2 2679 
5 .BİR YUNUS GEÇTİ BU DİYARDAN  2015-07-12 1 1984 
6 .KAMİL AĞA  2015-04-24 0 2111