Ekrem Murat Zaman Yazdı "Tarih ve Tekerrür "

16. yy.dan sonra, Doğu karanlığa gömülürken, Kilise’nin etkisini kaldıran Batının Bilim Devrimi, ‘makine çağını’ başlatıyordu. Dünya ormanlarını korumanın da tek yoluydu kömür. Kok, cam, metalürji, tuğla ve kireç ocakları için yüksek miktarda kömüre gereksinim vardı. Yüksek kömür üretimini sağlamanın önündeki; havalandırma,  taşıma ve su atımı gibi madencilik sorunlarının çözümü çalışmaları, buhar makinelerini doğurdu.

Sanayi devriminin temeli, kömürden elde edilen ısı enerjisinin kullanımıydı. Buhar gücü, sırasıyla; denizyolu, demiryolu, endüstriyel buhar makineleri, demir ve çelik üretimi, hava gazı ve elektrik üretiminde kullanıldı. Çağ, Buhar Çağıydı.

Osmanlı Devleti ise dağılma ve yıkılma döneminin başında buhar gücüyle tanıştırıldı. Osmanlı’da, buharlı gemilere vapur, buharla çalışan buhar dairelerine de vapurhane adı verilirdi. İlk vapurhane, Haliç Tersanesindeki büyük havuz için,1803 yılında, İngiltere’den getirilen buharlı tulumbaydı. “Swift” ise iki yanından çarklı ilk buharlı gemiydi.

1800’ün ilk çeyreğinden sonra kömür, Osmanlı için ekonomik değer kazanmaya başladığında, Ereğli Kazası’nın halkı, Tersane Ağalarına ve orman köylülüğüne mükellefti. Önce, 1774 yılında İstanbul sahilindeki Ağaçlı linyit havzası, 1830’dan sonra da Ereğli’nin taşkömürü havzası önem kazandı. 1835’den sonra, Ereğli ve Viranşehir Kazalarında madencilik faaliyetlerine başlandı. Ereğli ve Amasra arasındaki koylardan yüklenen odun, kereste ve kömürler İstanbul’a denizyoluyla taşınabiliyordu.

Taşkömürü havzasındaki ilk madencilik faaliyetleri, Karadağ’dan Ereğli’nin Kozlu Köyüne getirilen madencilerle başlatıldı. Çünkü madencilik yöre halkının bildiği bir iş değildi. Karadağlılar “cumur” diyordu bu yanar taşlara… Ereğli orman köylüsü ocakların çevresinde “küfeciya” ya da “katırcıya” olarak çalıştırıldı önceleri...

 1848’de, Ereğli ve Amasra’da kömür bulunan yerler belirlendi ve köy adları kullanılarak sınırlandırılan sahalar Padişah adına tapulandı ve büyük hissesi padişahın ait olan Kömür Kumpanyasına devredildi. Kırım Savaşı boyunca, İngiliz ve Fransız Donanması’nın kömür ihtiyacı, adını kömürden alan Zonguldak’tan karşılandı.

Osmanlı Devleti’nin kömüre olan gereksinimi de giderek artıyordu. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Osmanlı limanlarında da İngiliz kömür depoları vardı. İngiliz kömürü daha da ucuzdu. Fakat… Yaşadığı büyük yıkımlardan sonra yeniden oluşturulan Osmanlı Donanması, kömürde dışa bağımlı olmamalıydı.(?)

1865 yılında Ereğli Kazasında bulunan kömür ocakları Bahriye Nezareti’nin emrine verildi. Bahriye Nezareti’nin ilk işi, Dilaver Paşa Nizamnamesi’ni hazırlamak oldu. Havzada iş yaşamını düzenleyen iş hukukuna ilişkin bu ilk mevzuat, daha çok üretimin artırılmasına yönelik olmasına karşın, iş sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili ilk yasal belge olması açısından önemliydi. Nizamname, Ereğli Kazası halkına mükellefiyet getiriyordu. Ormana mükellefken, bir de kömür eklendi mükellefiyetlerine, çevredeki orman köylülerinin...

1882’den sonra havzada madencilik gelişti ve şirketleşti. Havzada işletmecilik yapan şirketlerin hisse senetleri İstanbul Borsası’nda işlem görüyordu. Başta Fransız ve İtalyan şirketleri olmak üzere yüze yakın işletmeciyle yapılıyordu üretim.

Kömürün varlığı nedeniyle 1850’den sonraki bütün savaşların bir parçasıydı Zonguldak…           1 Dünya Savaşında, Ağaçlı Kömürleri gibi Zonguldak kömürlerinin yönetimi de Almanların elindeydi. İstanbul’un, Silahtarağa Santrali’nin ve Terkos Pompa İstasyonu’nun kömür ihtiyacı, Zonguldak’tan denizyoluyla karşılanıp, Çiftalan – Kemerburgaz dekovil hattından taşındı.

Osmanlı’nın paylaşım savaşında Karadeniz'de birbirini batırmak için dolaşan askeri gemi çoktu. Zonguldak’ın denizyolundan başka bağlantısı da -doğal olarak- yoktu. 7 Kasım 1914’de Midilli Zırhlısı’nın Poti Limanını bombaladığı günlerde Zonguldak bölgesindeki kömür ocaklarını bombalayan Rus savaş gemilerinin, Ereğli açıklarında, Trabzon istikametine giden ve içinde 3000 asker de bulunan 3 yük gemisiyle karşılaştıkları ve bombardıman sonucunda batırdıkları anlaşıldı.

Milli Mücadeledeki önemi nedeniyle Cumhuriyet’in ilk ilinin adıydı Zonguldak…

Değişen çağa uzatmaktı amaç rayları. “Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan” dizelerindeki övünç ve bu övüncün haklı gururu, Cumhuriye’in “Kömüre Giden Demiryolu” öyküsünde gizli… “Çıktık açık alınla / On yılda her savaştan…” dizeleriyle haykıran, yoksulluk ve yoksunluk çemberini kırmaya azmetmiş bir halkın Kömüre Giden Raylar üzerindeki şimendiferi: Eğitim, İş Sağlığı ve Güvenliği, Yatırım ve organizasyon vagonlarını çekiyordu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, maden mühendisi yetiştiren ilk üniversitesinin açıldığı yerin adıydı, madenciliğin okuluydu Zonguldak.

“Amele Birliği”, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sosyal güvenlik kurumu, “Kömür Havzası Amele Kanunu” ise ilk iş yasasıydı. Yasa ve Yönetmelik; İş Sağlığı ve Güvenliği, İş Kazası, Meslek Hastalıkları, Halk sağlığı ve Sağlık teşkilatları çalışanları korumanın ve daha sağlıklı bir ortamda çalışmalarını sağlamanın uygulamalı öncüsüydü.

Yatırım ve Organizasyona gelince sıra Türkiye İş Bankası ile Millileştirmeyi, Etibank ile Devletleştirmeyi yaşadı Zonguldak. Hedef, dağınıklığı tek elde bütünleştirmekti.

Bu arada, Kömüre giden vagonlar önce Kardemir’e, oradan Filyos’ta Sümer Ateş’e, daha sonra Ulusal Elektrik Şebekesi’ni de kuran Çates’e ulaştı. Çatalağzı Garında soluklandıktan sonra, Karboniferi delerek kömürün merkezine kavuştu. Zonguldak seri kömür yükleme limanını kuşattı. Raylar, İç vatana bağlayınca kömürü ve demiri… Kardemir’in kuruluşuna tanıklık etmiş, efsanevi ustabaşlarından Hasan Usta’nın deyişiyle: “Divrik madeniyle Zonguldak kömürü buluştu; Karabük’te düğün dernek kuruldu.”  Sonra, Erdemir’i de denizden kucakladı. İçinden iki il daha çıkaran Zonguldak’ın öyküsü, yeraltı ve üstüyle iki katlı bir planlama harikasıydı. Böylesi başarıya karşın, büyük acılar da yaşadı…

İki dünya savaşı arasında, Dünya Ekonomik Bunalımı ve Dünya Kömür Buhranında Türkiye’yi sırtında taşıyan, çocuğunu babasız bırakan, Ülkeyi kömürsüz bırakmayan Maden Şehitleri’nden adları belirlenebilen sadece 4.100’ü yazıldı duvarlara…

Toprağın altından fışkıran kömür alevinin göğe doğru yükselişini sembolize eden ve can verenler için yapılan bu anıtlar, yaşanan acıların da tarihiydi aynı zamanda...

1920’de TBMM kurulurken tartışılan madenlerin düzenlenmesi ve madenlerde iş güvenliği, tarih ve tekerrür nedeniyle günümüzde Zonguldak’ta yeniden tartışılıyor. Oysa “tarih, muazzam bir erken uyarı sistemidir.” Tabi ki, tarihi ve coğrafyayı bilenler için.
Ekrem Murat Zaman
 Maden Mühendisi 

 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2011-03-10
Bu haber 2104 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 1600
  Bugün : 468
  Toplam: 4607649
   Online :

  58 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama