Kömür karası yazgıya münevver direnç

Akşamüzeri dik bir yokuştan sonra ulaşıyoruz Münevver Ana’nın evine. Güler yüzle, sımsıkı sarılarak kucaklıyor bizi. Çaycuma’ya bağlı güzel bir belde olan Nebioğlu’nun Karaevligeriş Mahallesi’nde oturuyor Münevver Ana. İki katlı şirin bir evin üst katındaki oturma odasına giriyoruz. Acının izlerini taşıyan yüzünden gülümsemesini eksik etmiyor yine de. Kızımın bana sarılmasına sevgiyle bakarak “Anne sevgisi böyle bir şey işte” diyor. Yüreğim burkuluyor, boğazımda bir düğümlenme…
Münevver Ana, bir annenin yaşayabileceği en ağır acıyı yaşamış; evlat acısı. 27 yıl önce eşini, 2,5 yıl önce de oğlu Raif’i yitirmiş madende. Karşımızda baba-oğlun aynı çerçeve içine alınmış fotoğrafları. Dayanmaya yürek gerek.
63 yıl önce Bartın’ın Sülek Köyü’nde dünyaya gelmiş Münevver Ana. Karaevligeriş Köyü’nden Hüsnü Karaman ile evlenmiş. Evlendikten sonra madende çalışmaya başlamış Hüsnü Karaman. Beş çocukları olmuş. Ekmek parası için girdiği maden ocağı 38 yaşında mezar olmuş Hüsnü Karaman’a. Beş çocukla yalnız başına kalan Münevver Ana’nın çilesi yeni başlamış sanki. En büyüğü 13 yaşında beş çocuk. Raif babasını yitirdiğinde 8 yaşında henüz. 
Yaşadığı sıkıntıları dinliyoruz Münevver Ana’dan: “36 yaşında kaybettim eşimi. Beş çocuğum var. Kaynanam öldü, kaynatam öldü. Elimden tutacak kimse yok. Tarla takım hep bana bakıyordu. Babamın desteğiyle çocuklarımı büyütebildim. Hem ana hem baba olmak kolay değil. Babaları yok diye çocuklarımı üzecek bir söz söylemeye bile kıyamıyordum onlara. Kanatlarımı gerdim çocuklarımı üzmedim, üzdürtmedim.”
Ben Münevver Ana’yı tanımazdan önce Fakir Baykurt’un roman kahramanlarını gerçek dışı sanırdım. Ama Münevver Ana’yı tanıdıktan sonra “Yılanların Öcü” romanındaki Kara Bayram’ın anası Irazca ile Tırpan’daki Uluguş Nine’nin var olduğuna inandım.
Ara sıra duraklayarak devam ediyor Münevver Ana. Belki de yaşının küçüklüğünden dolayı Raif’in üzerine titremiş. “Raif’i okutmayı çok istedim. Ortaokulda okurken fındık toplamaya kaçtı. Bir daha da sarmadı onu okul. Dışarıdan diploma almak için çok uğraştım. Rahat bir işte çalışmasını istiyordum, hangi ana istemez bunu. Oğlum iki yıl İstanbul’da çalıştıktan sonra iş başı yaptı maden ocağında. Babası ölenlere madende çalışma hakkı tanımıştı devlet. Ocak dışında çalışma hakkı olmasına rağmen şef midir nedir, engellemiş dışarıda çalışmasını. İki oğlum da ocağa gidiyordu. Ama aklım hep Raif’teydi. Ocak dışında çalışan Sefer’i kaygı etmezdim Raif kadar. Oğullarım bana hiç anlatmazlardı ocakta neler yaşadıklarını. Ama yerin altı kolay olur mu hiç? Korktuğum başıma geldi.”

Babasının Yaşına Eremedi
Odada bir sessizlik… Kendini toparladıktan sonra devam ediyor güçlükle. “25 yıl sonra daha babasının yaşına varmadan, 34 yaşındaki çocuğumu kaybettim bu kez, aynı ocakta. Acıyı katmeriyle yeniden yaşadım. Dört gün sonra çıkarılabildi çocuğum yerin altından. Beklemek acıyı artırıyor gerçekten. Eşimi de dört gün beklemiştik. Mezarlarına gidiyorum, ağlıyorum, ama rüyamda göremiyorum. Torunlarımın yüzüne bakamıyorum. Hepsini kanatlarımın altına almak istiyorum. Raif’in ölümünden sonra şeker ve tansiyon hastası oldum. Yerin altında kazanılan parayı da kolay harcayamıyorsun, kadın halinle idare etmek zorundasın. Keşke çocuklarım, beyim yanımda olsaydı da kuru ekmek yemeye razıydım” diyor iç çekerek.

Orhan Veli’nin şu dizeleri geliyor aklıma:
“Siyah akar Zonguldak’ın deresi
Yüz karası değil kömür karası,
Böyle kazanılır ekmek parası.”

Ekmek parası için evden her gün vedalaşarak çıkmak… Belki de bir daha görememek eşini, çocuklarını... Babasını görememesi çocuğun bir daha... Raif babasını uğurlamış ölüme; yıllar sonra aynı ocakta yaşanan acıya kendisini uğurlamış eşi, annesi, çocukları. Alınmayan tedbirler götürmüş her ikisini de ölümün misafirliğine.
Münevver Ana’nın şu anda ocakta çalışan oğlu Sefer’in kızı Sedef, çevresinden duyduklarını aktarıyor bizlere. “Babam evde bizlere anlatmıyor ocağın şartlarını. Ama ben duyuyorum. İşçiler aksaklıkları belirttiği halde baştakiler tedbir almak yerine ‘Zaten bir iki araba kömür alıp çıkacaksınız’ diyorlarmış. Gaz ölçümleri doğru dürüst yapılmıyormuş.”

Umutların Bittiği Yerde
Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği’nin düzenlediği Uçurtma Şenliği’ne katılmak üzere Çaycuma’ya gelen eğitimci-yazar Tacim Çiçek, Avrupa’da gözlem amacıyla girdiği maden ocaklarının şartlarından bahsediyor. 2000 metre yerin altına indiklerinde bile hiç tereddüt etmemiş. “Sanki metroda yolculuk yapıyorsun” diyor. Hava kompresörleriyle gereken durumlarda hava basıldığını anlatıyor. Karaelmas’ta girdiği maden ocağında ise yetkili kişilerin “500 metrenin altına garanti veremeyiz abi dönelim” dediklerini belirtiyor. Gelişen teknolojinin işçilerin yaşam standartları için kullanılmadığını sözlerine ekliyor.
Söze Münevver Ana’nın gelini (Sefer’in eşi) giriyor: “Benim abim de maden ocağında çalışıyordu. Ocağa giderken ağlayasım geliyordu. Döndüğünde sevince boğulurdum.”
Bazı insanların ruhları ile birlikte insani yanları göçük altında kalmaz. Münevver Ana torunlarının eğitimine sarılmış dört elle. Ne torunlarının madende çalışmasına razı, ne de madende çalışan biriyle evlenmesine. Torunlarının öğretmenleriyle sık sık görüşmüş; “Bu çocuklar mutlaka okuyacak hoca, sana emanet ediyorum onları” demiş.
Acının ve göçüğün kimilerine göre “kader” olduğu savlanan Zonguldak’ta umutların bittiği yerde Münevver Ana gibi hayata tutunan insanlar oldukça bu kent bu acıları yenecek.

Şule Akyol

*Bu yazı, Evrensel Gazetesi’nin 5 Haziran 2010 tarihli “Ekmek ve Gül” adlı kadın ekinde yayınlanmıştır. 

 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2010-06-07
Bu haber 1769 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 1995
  Bugün : 1252
  Toplam: 4615728
   Online :

  115 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama