Çeviri Edebiyatında Bir Çaycumalı…

Ayrıntı Yayınları, Yeraltı Edebiyatının ünlü yazarı Jack Kerouac'ın orijinal rulo olarak yazılmış en bilinen romanı "On The Road" adlı romanını, N. Can Kantarcı çevirisiyle; "Yolda" adıyla yayınladı 2003 yılında, Tristan Hawkins'in "Pepper" orijinal adlı romanı, "İsis" adıyla gene N. Can Kantarcı çevirisi olarak Ayrıntı Yayınlarınca yayınlanmıştı.

2003 yılından bu yana, İngilizce'den Türkçe'ye çeviriler yapan N. Can Kantarcı, Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümü mezunu.

Mevlüt Kırnapçı’nın, Çaycumalı çevirmen N. Can Kantarcı'yla edebiyat üzerine yaptığı söyleşiyi yayınlıyor, bu güzel yolda başarılar dilerken, güzel çevirilerini beklediğimizi bildiriyoruz.

…………………………………………

M. Kırnapçı: Nihat Can Kantarcı’yı tanıyabilir miyiz?

N. Can Kantarcı: En klasiğinden başlayayım. 1981 yılında Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde doğdum. Yengeç burcuyum. 1992 yılında ailemin aldığı kritik bir karar ve yaptıkları maddi ve manevi fedakarlıklar sonucunda okumak üzere İstanbul’a geldim. Yedi sene boyunca özel bir okulda ilköğrenimimi tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Sevemedim. Resmi olarak beş sene, ruhen iki sene kayıtlı kaldım burada. Notlarım felaketti. Bu uzun süre sonunda hukukçu olmak istemediğimi fark ederek ve aileme açılarak okulu bırakmak istediğimi söyledim. 2005 yılında üniversite sınavına tekrar girerek Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünü kazandım. İkinci sınıfta Erasmus değişim programıyla yarım yıl boyunca İsveç’te, Stockholm Üniversitesi’nde okudum. Bilgi’de dört sene okuduktan sonra 2009 Temmuz’da mezun oldum. Aynı dönemde kazandığım Fulbright Türk-Amerikan bursuyla önümüzdeki sene – bir aksilik olmazsa – Amerika’ya giderek akademik yaşama devam edeceğim.

M. Kırnapçı: Çeviri edebiyatı serüvenini anlatır mısın?

N. Can Kantarcı: Hukukta ilk iki seneyi bir şekilde atlattıktan ve sınıfta kaldıktan sonra, boş durmak istemediğim ve İngilizce yazılmış edebiyatlara da ilgi duyduğum için çeviri yapmak istedim. Benden yaklaşık bir sene önce bu işe başlamış olan bir arkadaşım sayesinde Ayrıntı Yayınları’yla görüşerek deneme çevirisi aldım ve böylece çevireceğim ilk kitap olan Tristan Hawkins’in İsis’ine başlamış oldum.

M. Kırnapçı: Neden “Yer altı Edebiyatı”? Bu senin bir seçimin mi, yoksa yayınevinin bir seçimi mi?

N. Can Kantarcı: Özellikle ve sadece Yer altı Edebiyatı eserlerini çevirmiş ya da çeviriyor değilim. Daha önce fantastik edebiyattan da birkaç örnek çevirdim, “normal” edebiyattan da. Her edebiyatın iyi örneklerini çevirmek hoşuma gidiyor. Yeraltı edebiyatından daha fazla örnek denk geldiği doğru ancak özel bir seçim mevcut değil. Yine de Yer altı edebiyatı üzerine bir şey söyleyecek olursam: Vakti zamanında Stéphane Mallarmé “kitabın üstüne bomba tanımam” demiş. Katılmamak elde değil. Ancak bazı kitapların “patlayıcılığı” diğerlerinden daha büyük olabiliyor. Yer altı edebiyatının üyeleri de sanki bu türden kitaplar. Yakıcılar. Sarsıcılar. İnsanların görmek istemediğini kaçınılmaz bir şekilde göz önüne seriveriyorlar.

M. Kırnapçı: Bugüne dek çevirisini yaptığın ve yayınlanan kitapların neler ve yazarlarının kimler olduğunu, çevirisini yaptığın ve yayınlanmayı bekleyen kitapların ve yazarları hakkında bilgi verir misin?

N. Can Kantarcı: İlk çevirdiğim kitap, Tristan Hawkins’in İsis adlı kitabıydı. 1990’ların Londra’sında Richard adlı genç ve yetenekli bir reklamcının alkol ve uyuşturucu bombardımanı altında, hiç de kendisi gibi olmayan, sıradan, egzama hastası, Pepper adında bir sekretere aşık olmasını anlatıyordu. Yazarın dilinin çok hareketli olduğu, eğlenceli olduğu kadar hüzünlü de bir kitaptı. Orijinal ismi, sekreterin adından dolayı Pepper idi ancak yayınevi başka bir dilde isim kullanmak istemediğinden, kitabın ana bölümlerinden biri olan İsis’i isim olarak seçmeyi uygun görmüştük. Daha sonra çevirdiğim iki kitap, Arka Bahçe Yayınları’na yaptığım, Ejderha Mızrağı serisinin iki vasat kitabıydı. Bir hevesti, onu da yapmış oldum, o zaman. Daha sonra, Sel Yayıncılık’a, Nick Hornby’nin editörlüğünü yaptığı ve bir öyküyle katkıda bulunduğu Melekle Sohbet adlı kitabı çevirdim. Harika öyküler barındırıyordu içinde, Memeucuisa, Pete Shelley, Mucize Noktası gibi. Ardından Ayrıntı’ya, daha ziyade İnsan Lekesi filmiyle bilinen Philip Roth’un Ölen Hayvanı’nı çevirdim. Çok kısa olmasına rağmen inanılmaz yoğun bir roman(cık) idi. Yaşlanmak, yaşlı olmak ve ölmek üzerine, Roth’un efsane karakteri David Kepesh’in gözünden etkileyici bir bakış sunuyordu. Sonra, Hubert Selby Jr.’ın Brooklyn’e Son Çıkış’ına başladım. Yazarın üslubundan ve yazınının içeriğinden dolayı en çok zorlandığım çevirilerden biriydi. 1940’ların New York’undaki serserilerin, fahişelerin, travestilerin, eşcinsellerin, bir kenara itilmişlerin hayatlarından iç içe geçen kesitler sunan, uzun öykülerden oluşuyordu bu eser. Hayatımda okuduğum en etkileyici kitaplardan biri. Çevirisinin de kitabın orijinal dilinin ruhunu olabilecek en iyi şekilde yansıttığını düşünüyorum. Son olarak, bu senenin başında başladığım, Jack Kerouac’ın Yolda’sı geldi. Önümüzdeki ay ise yine Hubert Selby Jr.’ın Requiem for a Dream’ini çevirmeye başlayacağım.

M. Kırnapçı: İngilizce’den Türkçe’ye çeviri yapıyorsun. Ya da biz öyle biliyoruz. Türkçe’den İngilizce’ye çeviri çalışmaların ya da gelecekte öyle bir planın var mı?

N. Can Kantarcı: Yedi senedir İngilizce’den Türkçe’ye, yaklaşık üç senedir de Türkçe’den İngilizce’ye çeviri yapıyorum. Yalnız, bu ikinci alandaki çevirilerim doğrudan edebiyat alanında değil. Film senaryosu çevirisine yoğunlaşmış durumdayım. Belli başlı yapım şirketleri ve senaristler için senaryo, tretman, sinopsis çevirileri yaptım, yapmaya da devam ediyorum. Edebiyatla ilgili bahse dönecek olursak: çeviride hedef dil, kişinin kendi ana dili olmadıkça, yapılan işin zorluğu imkansıza yaklaşır. Türkçe’den İngilizce’ye edebi bir eserin çevirisini yapmak da buna benzer bir şey. Benim için en azından şimdilik böyle. Kendimi yapabilecek durumda hissettiğimde Türk edebiyatının sağlam örneklerini çevirmeyi elbette istiyorum ve düşünüyorum. Ancak bir yirmi-otuz fırın ekmek duruyor daha.

M. Kırnapçı: Çaycumalı olmana karşın, sanırım Çaycuma’da yaşadığın süre oldukça kısa. Biz seni Çaycumalı çevirmen olarak söylersek ne dersin? Yani, aidiyetinle ilgili bir takıntın var mı?

N. Can Kantarcı: 28 yaşındayım. 11 yaşında İstanbul’a geldim. 21 yaşıma kadar da her yılın üçte birini hep Çaycuma’da geçirdim. Ancak son yedi sene boyunca Çaycuma’ya çok az uğradım hakikaten. Açıkçası, kendimi ne Çaycuma’lı, ne de İstanbul’lu bir çevirmen olarak görüyorum. Yeri geldiği için söyleyeyim, kendimi [sadece] çevirmen olarak da görmüyorum. Bu tip şeylerle pek ilgilenmiyorum. Elbette, insanın köklerini unutmaması, kim olduğunu bilmesi önemli bir şey. Ancak o köklere takılıp kalmamak daha da önemli. Dünyanın git gide daha hızlı dönmeye başladığı bu dönemde, böyle düşünüyorum. Beni ben yapan bir sürü şey var, bunların hepsi de aynı anda benim benliğimde varoluyor. Onun dışında, ben Dünyalı Can’ım.

M. Kırnapçı: Ayrıntı Yayınlarından yayınlanan ve çevirisini yaptığın Jack Kerouac’ın “Yolda” (On the Road) romanı hakkında bilgi verir misin? Kitabın tanıtım sayfalarından, Jack Kerouac’ın, Yer altı Edebiyatının önemli yazarlarından birisi olduğunu öğreniyoruz. Kitabın dilinin epey ağır olduğunu düşünürsek, hem yayınevini, hem seni bu kitabı çevirmeye iten nedenler nelerdi?

N. Can Kantarcı: Jack Kerouac, Beat Kuşağı olarak adlandırılan bir neslin en önemli temsilcilerinden. 1940’ların sonuyla 50’lerin başında Amerika’da ortaya çıkan Beat hareketi, kendisine sunulan yaşamdan rahatsız olan, verili hayatın parametleriyle yetinmeyen, dönemin giderek kutuplaşan dünyasında Amerika’nın soyunduğu “süper güç” halinin ülkenin kendisine büyük zararı olduğunu ve olacağını gören bir grup yazar, şair ve düşünürün ortaya getirdiği bir akım. Yolda (On the Road) ise bu akımın en ünlü eseri, denilebilir. Kerouac’ın çok yakın arkadaşı Cassady’yle beraber 40’ların sonunda yaptığı yolculukların bir dökümü; kendilerini ve yaşadıkları Amerika’yı nasıl keşfettiklerinin muhtemeşem bir dinamizmle anlatımı. Hiç çekinmeden, olduğu gibi, hiç durmadan ve tek paragraf halinde. Ayrıntı Yayınları ise, bu ülkenin en önemli yayınevlerinden biri. Herhangi büyük bir holdinge bağlı olmamasıyla, yıllardır cüssesinden hiç beklenmedik işlere imza atmasıyla, bu ülkede yıllarca çevrilmeye cesaret edilmemiş kitapları çevirtip yayınlamasıyla Türkiye’nin kültürel ikliminde değişmez bir iz bırakmış bir kurum. Dolayısıyla, Jack Kerouac’ın Yolda’sını yayınlamak da, Ayrıntı’ya yakışırdı, diye düşünüyorum ben. Bir çevirmen olarak ise bu kitabı benim çevireceğim konusunda yayıneviyle bir şekilde anlaşmamız onur vericiydi. Sonuçta, kim Kerouac’ın Yolda’sını çevirmek istemez? Çok uğraştık hep beraber. Değdi, diye de düşünüyorum.

M. Kırnapçı: Çaycumalı dostlarına bu söyleşi aracılığıyla neler söylemek istersin?

N. Can Kantarcı: Bir şekilde bu yazıdan sonra çeviriyle ilgilenecek, Dünya edebiyatının örneklerine Türkçe’de hayat vermek isteyen olursa, sevinirim.

M. Kırnapçı: Söyleşi için teşekkür ederim.

N. Can Kantarcı: Ben de çok teşekkür ederim. Yolda gibi bir kitabın ilk defa tam olarak her şeyiyle çevrilmiş olmasına Türkiye’de ve İstanbul’da bu kadar az ilgi varken, Çaycuma’dan çevirmenliğe ve edebiyata böylesine yetkin ve samimi bir ilgi gösterilmesi beni gerçekten çok sevindirdi.


Haber Kaynak:""//site.mynet.com/mkirnapci/"M.Kırnapçı
 

 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2009-11-19
Bu haber 2465 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 933
  Bugün : 837
  Toplam: 4620222
   Online :

  156 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama