Mehmet Çetin’in kaleminden “KÜRT’ÜN KIZI”
(Gökçebey’in yetiştirdiği emekli öğretmenlerden merhum Mehmet Çetin’in kaleme aldığı bu yazı yöre kültür tarihinde, belki de kaybolmaya yüz tutmuş bir değer unsurudur. Mehmet Çetin, bizatihi kendisinin kaleme aldığı bu yazıda; yöre kültüründeki “ oyun havaları, eğlence kültürü, halk yaşantısındaki kadının yeri” gibi konularda dikkatlere sunulmayı bekleyen birçok noktayı kayıt altına almış ve sözlü kültürde yok olmasını önlemeye çalışmıştır.

Mehmet Çetin 2013 yılındaki “Zonguldak Folkloru Kent Kültürü Bineali’nde bizatihi kendisi ve iki torunu ile, kaleme aldığı bu eğlence seremonisini izleyicilerin beğenisine sunmuştur.

Büyük beğeni almasına rağmen, bilgisayar çıktısı şeklide değil de el yazılı metin biçiminde olduğu gerekçe gösterilerek bienal bildirisine alınmamış; bu nazik davranış Kıymetli Hocamızdan esirgenmiştir.
 
Tefen67 sitesi olarak, yöre kültürümüzdeki bu etnografik değeri siz değerli okurlarımızla paylaşmaktan gurur duyuyoruz. 52 gün önce aramızdan ayrılan Merhum Mehmet Çetin’i hürmet, kıymet ve saygıyla yâd ediyoruz. )
 
                Efendim, ben Mehmet Çetin, emekli öğretmen.  Sizleri hayalen, Gökçebey kına gecelerine götüreceğim.
                Yöremizde kına gecelerinde tef/def çalarak söylenen oyun havalarından biri “Kürdün Kızı” havasıdır. 12-13 yaşlarında iken bir akşam mahallemizde yapılan kına gecesinde saz çaldım. Genellikle kınalarda def çalarak oyun havalarını seslendiren Habibe Kadın, benim akrabam oluyordu. Kendi mahallemizde kına yapılmasını fırsat bilip beni de çağırıp eşlik etmemi istedi. Köyümüzün güzel kızlarını oynarken seyretmeyi kim istemezdi ki… Çocuk yaşlarında oluşum, köyümün ablalarınca sakıncalı görünmedi. O gece Habibe Ablam söyledi, def çaldı; ben de saz çaldım.
                Büyüyünce evlenmeyi düşündüğüm Fatma Kız da oynadı o gece, nazlanarak. Oynayan kadınlar, kızlar bilhassa ikişer ikişer çıkıyorlardı ortaya. Oynayanları seyretmekten çok zevk alıyordum; o yüzden sazın perdelerine bile bakmadan çalıyordum. Hele bir genç kız vardı; al yanaklı, kısa boylu, uzun saçlı: Fatma Abla. Oynarken iki örgü şeklindeki saçları kalçasına vuruyordu, küt küt yere vururken. 
             Kına gecesi köyün en büyük evinin “sayat” denilen bodrum katında yapılıyordu. Ayakların vurduğu yer topraktı.
O kına gecesini hiç unutamıyorum. Sanki o gecenin videosunu çekmişim gibi zaman zaman gözümün önünde canlanıyor.
              O gecede olanların hemen hepsi değil, ama ekseriyeti Allahın rahmetine kavuştular. Eğlendikleri onlar için bir kazançtı; Fatmalar, Habibeler için…
             Biz gelelim o gecede ve gecelerde def çalarak, saz çalarak söylediğimiz oyun havası “Kürt’ün Kızı”nı çalmaya, söylemeye ve oynamaya.
Kürdün Kız
Türk’ün Türk’ün kızı
Türklerin kızlar
İnce elekten un eler
Türklerin kızları
                               Kürt’ün Kürt’ün kızı
                               Kürtlerin kızları
                               Hamur da yoğurur
                               Kürtlerin kızları
                                                                              Türk’ün Türk’ün kızı
                                                                              Türkmenin kızları
                                                                              Saçta ekmek yapıyor
                                                                              Türkmenlerin kızları
Çerkez Çerkez kızı
Çerkezlerin kızları
İnekleri sağıyor
Çerkezlerin kızları
                                                               Lazoğlanın kızı
                                                               Lazoğlanın kızları
                                                               Çay yaprağı topluyor
                                                               Lazoğlanın kızları
                                                                                                              Çingene Çingene kızı
                                                                                                              Çingenelerin kızları
                                                                                                              Kıvırta kıvırta oynuyor
                                                                                                              Çingenelerin kızları
Türk’ün Türk’ün kızları
Türklerin kızları
Ne güzel oynuyorlar
Türkiye’nin kızları
Aman nazar değmesin
Türkiye’nin kızlarına
 
Mehmet Çetin Kimdir
                1935 yılında Tefen’in (Gökçebey’in) Uzunahmetler köyünde dünyaya geldim. Bilhassa babaannemin kucağında büyüdüm. 3 yaşıma kadar anne sütü emdim, annemi emdiğimi hala hatırlarım.  Ama anne sevgisini babaannemde gördüm. O ilgileniyordu benimle. Babaannem ölünce uzun bir süre anneme ısınamadım.
                6 yaşında ilkokula başladım. 1941 yılında Tefen İlkokulu binası yıkılmıştı; öğrenciler eskiden fırın olarak kullanılan bir binada okutuluyordu. Daha sonra yıkılan iki katlı okulun yerine tek katlı yeni okul binası yapıldı. Beni ikinci yıl okula kaydettiler.  İki yıl l. ve ll. Sınıflarda okuma-yazma bildiğimi hatırlamıyorum. 4.sınıfı Diyarbakır’da okumaya başladım. Babam Devlet Demir Yollarında memur olduğu için yatılı okuma hakkımız vardı; tabi, Diyarbakır’da okumak şartıyla. Gündüzleri surların hemen dışındaki İnönü İlkokulunda okuyor; diğer vakitlerimizi istasyondaki D.D.Y.pansiyonunda geçiriyorduk. Başımızda küçük şapkalar, mavi kumaştan yapılmış kısa pantolonlu elbiselerimizle, iki sıra halinde İnönü İlkokuluna gidiyorduk okumak için, 1km uzaklığa.
                Pansiyonda akşam yemeğinden sonra bir saat etüt çalışması vardı. Etütlerde aynı öğretmen başımızda oluyordu. Her etütte o öğretmen pastel kalemlerle baykuş resimleri yapıyordu, çok güzel. Yapılan baykuş resimleri benim çok dikkatimi çekiyordu. Zaten ben daha ilkokula bile gitmezken, ağabeyimden gördüğüm Atatürk portresi (profilden) çalışmalarını çok beğenir, onun gibi ben de yapmaya çalışırdım. Profilden (yandan) Atatürk resmi yapa yapa resme merak sardım.
                Annemin “Ayrı kalmak çok zor oluyor.” diye yakınması babamı etkilemiş olacak ki Diyarbakır’a bir daha gönderilmedim. 5. Sınıfa Tefen İlkokulunda devam ettim.
                İlkokulu bitirdikten sonra Kastamonu Gölköy Enstitüsüne kaydoldum. Öğretmen olacaktım. İkinci yılda okulun adı ve öğretim programı köy enstitüsü adı ile değiştirildi, yeni seçilen Demokrat Parti iktidarında. Kız arkadaşlarımız Sinop’taki okullarına taşındılar, kız öğretmen okuluna.
                Kastamonu Gölköy Öğretmen Okulundaki en başarılı dersim resim idi. Çünkü devamlı resim yapıyordum, diğer derslerle ilgilenmiyordum. Galiba halen çocukluğum devam ediyordu. Dönem sonunda 6 dersim zayıf geldi. Sınıfta kalmalıydım. O yıllarda 4 dersten zayıf alan öğrenciler bile sınıf geçemiyordu.  Öğretmenler kurulunda beni sınıfta koymak istemişler. Kurulun yapıldığı günün akşamındaki etüt çalışmasına gelen sınıf öğretmenimiz benim ismimi söyledi: “Sen bana bir resim yapacaksın, ileride ressam olacakmışsın.” dedi. “ Bu gün resim öğretmeni seni çok övdü. 6 dersin zayıfmış. ‘Bu çocuk ileride ressam olacak, onu kırmak olmaz, sizin derslere resim yapmaktan vakit ayırıp da çalışamadı. Onun 6 dersten üçünü kurtarıp 3 dersten bütünlemeye ( ikmale) koyalım, o bütünleme sınavlarını başarır. Eğer Mehmet Çetin’in 3 dersini kurtaramazsanız, ben de sizin en başarılı öğrencilerinizi resimden sınıfta koyarım.’ diye tehdit etti.” dedi. Beni 3 dersten bütünlemeye bırakmışlardı. Bütünleme sınavlarında o 3 dersi başarıyla geçtim. İkinci yıl artık akıllanmıştım. Çocukluktan yavaş yavaş kurtuluyordum.
                Öğretmen okulunun orta kısmının, yani 3. sınıftan 4. sınıfa geçtiğimiz sırada, İstanbul Çapa Öğretmen Okuluna resim ve müzikten yetenekli öğrenciler alınacaktı, diğer öğretmen okullarından. Resim öğretmeni Hüsnü Gürsel, benimle beraber 5 öğrenciyi İstanbul’a sınava gönderdi. İki kişi kazandık. Başarıyla bitirdiğim Çapa Öğretmen Lisesinden sonra, Ankara Eğitim Fakültesine gidip resim öğretmeni olmamız gerekiyordu. Ankara’ya gidecekler arasında 1. namzet seçilmiştim.
                1958 yılında Çapa Öğretmen Oklunu bitip ilkokul sınıf öğretmeni diplomasını almıştım. O yaz evlendim. O yüzden hanımımı bırakıp Ankara’ya okumaya gidemedim. Karabük’ün Yenice yöresinin mahrumiyet bölgesindeki Döngeller Köyü İlkokuluna atanmıştım. Orada tek öğretmen 5 sınıflı okulda eğitim çalışmalarına 3 yıl devam ettim. Ay sonlarında Karabük’e maaş almaya gitmek için at üzerinde saatlerce yol almalıydım, Balıkısık İstasyonu’na ulaşmak için. İyi ki evlenmiştim. Döngeller’de aç kalacakmışım. Yatılı okullarda okuduğumuz için yemek pişirmeyi bilmiyordum.
                3 yıl gibi meşakkatli bir uğraşıdan sonra yöreye çok uzak olmayan, demiryolu istasyonu olan Kayadibi İlkokuluna kendi isteğimle atandım. İyi ki atanmışım; hayatımda ek gelir getiren arıcılığa burada başladım.
                Okulun karşısındaki tarlaya iki öğretmen, 200 arı getirmişlerdi, Çankırı’dan, kışlatmak için. Onlarla meslektaş diyerek ilgilendim ve bu arada onlardan arıcılığı öğrendim. Bir kovan yaptırdım, bir kara kovan (ilkel kovan) arıyı kovana aktardım. Böylece fenni kovana arı aktarmasını da öğrenmiş oldum. Bu, benim için çok önemliydi.
               Yıl 1964… Yaz tatilinde arıcılık yapmak için çok müsait bir köy okulu vardı yakın çevrede: Ibrıcak İlkokulu. Okulun kuzeyi ve batısı yüksek dağlarla çevriliydi. Soğuk rüzgârlar esmiyordu okulun geniş bahçesinin bulunduğu yere. Öğretmenleri de başka okullara atanmışlardı, kendi istekleriyle. Zonguldak’ta Ibrıcak İlkokuluna tayinimi yaptırdım, müdür olarak. Lojman da benim olacaktı, müdür olunca.
             Tayinimi öğrenir öğrenmez, Ibrıcak İlkokulu lojmanına yerleştim. Bir kovanla gittiğim Ibrıcak’ta ilk işim, bahçeye arıcılık yapmak oldu. Köyün genç marangozuna kovan yapmayı öğretmek, sanki görevimdi. Yaptırdığım fenni kovanlara, köylülerden kara kovan satın alıp aktarıyordum arıları. Havalar da sanki bana yardım ediyordu. Şubat ayında fenni kovanlara arı geçiriyordum. Bahar gibi havlar olmuştu Ibrıcak’ta o yıl.
              1973-1974 öğretim yılında, Karabük Kayabaşı İlkokulunda yarım öğretim yılı görev yaptıktan sonra memleketim Gökçebey ilkokuluna tayin oldum kendi isteğimle. Amacım, arıcılığa devam etmekti öğretmenliğin yanında. 1974 yazında ilkokul öğretmenlerinin ortaokullarda branş öğretmeni olma imkanı sağlandı Ecevit Hükümeti’nce. Zaten resim öğretmeni olamadım diye üzülürken bu haber benim için sevinç kaynağı oldu. Eskişehir’de yapılan test sınavlarını kazandım. İzmir Buca Eğitim Enstitüsünde yapılan uygulama sınavını da kazandım. Zaten sınav öğretim görevlilerinin ikisi benim Çapa’dan okul arkadaşlarımdı.
               İzmir Buca Eğitim Fakültesinin yaz okulunu, yazları üçer ay okuyarak üç yılda bitirdim. Artık resim öğretmeni diploması almıştım. Karabük Yenişehir Ortaokuluna atandım. Bu arada 3 yıl Doğu’daki ortaokullarda ilkokul statüsünde resim öğretmenliği yapmayı kabullenmiştik. Ben Erzincan’ın Mercan yöresinin Çadırkaya kasabasındaki ortaokulda iki yıl, ardından sonra bir yıl da Trabzon’un Şahmelik Köyü Ortaokulunda resim öğretmenliği yaptım.
                  Karabük’te yarım öğretim yılı görev yaptıktan sonra Şubat 1974’te Gökçebey Ortaokulu resim öğretmenliğine atandım kendi isteğimle. İki yıl müdür yardımcılığı yaptım. Ortaokullar ilkokulla birleştirilince, ilköğretim okulu olunca öğrenciler ilkokula taşındı. Okulun adı Gökçebey İlköğretim Okulu oldu. Bu arada boşalttığımız binalarda lise açılması kararı alındı. Eski ortaokul binalarında iki birinci sınıfla lise olarak öğretime başlandı. Ben lisenin müdür vekilliğini yaptım bir öğretim yılı. 1986’da emekliliğimi istedim.
               28 yıllık öğretmenlik görevimden genç sayılır yaşlarda ayrılıp arıcılık yapmak benim için en çok istediğim bir tutkuydu. Arıları çoğaltmalıydım; 30 adet arım vardı, kovan olarak. Devrek’te Eğerci Kooperatifi kovan yapıyordu. Onlara 100 kovan yaptırdım. Devlet de yardım etti, 100 kovan arıyla arıcılığa tam adım attım.              Bu gün 160 adet arı kovanım var. Yılda 1 ton civarında neredeyse organik bal denecek kadar doğal bal üretiyorum. Çünkü tarım arazileri ekilmiyor, dolayısıyla suni gübre kullanmıyorlar.
16 Kasım 2020 yılında vefat etti
                                                                                                                                             Mehmet ÇETİN
                                                                                                                                             27 Ocak 2013
                                                                                                                                             Gökçebey

 
 
 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2021-02-05
Bu haber 388 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 930
  Bugün : 1451
  Toplam: 5507782
   Online :

  897 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

nuray özerinç 2021-02-20 :

IŞIKLARDA HUZURLA UYUSUN..BİR HAYATA BU KADAR ÇOK ŞEY SIĞDIRMAK TAKDİRE ŞAYAN.. GENÇLERE ÖRNEK OLMASI DİLEĞİYLE..


Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama