
Nail Yurtaçan
Büyük babam 1927-1934 Yılları arası Filyos –Karabük –Eskipazar demiryolu yapımında yol açma ekip sorumlusu olarak çalışmış olup ,1935-1937 yıllarında Giresun 2 nolu jandarma mektebinde er eğitmeni olarak görev yapmıştır,

1938 -1940 yılları arasında ise Karabük orman işletmesinin kuruluş yıllarında marka memuru ve kesim memuru olarak görev yapmış, soy adı kanununda demir yolu açma çalışmalarından esinlenilerek YURTAÇAN soy adını almış. Büyükbabam Mehmet Reşat Osmanlı’nın son dönemlerinde Abdülhamit ‘in tahttan indirilip yerine kardeşi Sultan Reşat’ın tahta oturtulduğu, Balkanlarda milliyetçilik akımlarının Arnavut ayaklanmalarının olduğu, bölgemizde Zonguldak ve civarındaki ocaklarda Dilaver Paşa nizamnamesi ile Fransız kumpanyası ve diğer yabancı imtiyazlı ocak sahiplerinin ağır çalışma şartları altında, çalışma yaşının küfeci olarak on üç yaşa düştüğü yıllarda dünyaya gelmiş.
(Mehmet Reşat’ın babası, Kelezoğlu Raşit oğlu Seyit Ali’nin eşkalli nüfus kağıdı, bölgemiz Kastamonu’ya bağlı olduğu , Osmanlının ilk sefer kadın erkek ,Müslim ,gayri müslüm herkesi saydığı ve şimdi hale kullandığımız hane numaralarınında verildiği 1905 sayımında verilmiş .)
Babası köye ilk yerleşen iki aileden biri olan Kelezoğlu Mehmet’ in torunu kurtuluş savaşında Yenice’de askere iaşe toplama görevinde bulunan Tefen Mekteb- i İptidaisinde muallim vekilliği de yapan Seyit Ali hoca, annesi Veyisoğlu Şakir ve Alime kızı Gülsüm’dür , ön adı Mehmet’ i babasının büyükbabası Mehmet’ ten aldığı bilinir, Reşat adını o yıllarda tahta çıkmış olan Sultan Reşat’tan mı yoksa büyükbabası Raşit’ ten mi almıştır bilinmez.

Çocukluk yılları Balkan savaşları, ardından birinci dünya ve Çanakkale savaşları , gidenlerin geri gelemediği Sarıkamış - Yemen cephesindeki askerlerimize ağıtların yakıldığı,askerimizin cepheden cepheye koşmaktan yorgun bitap düştüğü, seferberlik yaşının 15 e düştüğü ,köylerde yaşlı erkekler ve kadınlardan başka kimselerin kalmadığı yıllara denk gelir.
(Mehmet Reşat’ın nüfus bilgileri. .)
Öğrencilik yılları ilk meclisin açılışı, Atatürk ve arkadaşlarının Samsun’a çıkışı, eli silah tutanların cepheye, abisi İsmail ve arkadaşlarının da Sakarya cephesine vatan savunmasına koştuğu, Kurtuluş Savaşından muzaffer çıkan Atatürk ve silah arkadaşlarının dağılmaya yüz tutmuş bir ulustan yeni bir devlet ve cumhuriyeti kurduğu yıllara denk gelir . 1922 yılında o dönemdeki üç yıllık eğitim veren babasının da muallim vekilliği yaptığı Tefen mekteb- i İptidaisinde başlar öğrenciliği ,çalışkan zeki öğrenci olarak görülür, okul notlarına bakıldığında .
(Mehmet Reşat’ın Tefen Mektep-i İbtida-i’sinde ki okul notları)
Mehmet Reşat’ ın ibtida- i mektebinden yukarı hayalleri vardır , abisi İsmail ile Sakarya cephesinde beraber olan Cılgıroğulları’ndan değirmenci Satılmış’ın Kurtuluş Savaşı bittikten sonra terhis olup köye gelerek “Arkadaşım İsmail’ in Sakarya Irmağına düştüğünü, şehit olduğunu gördüm” demesi ile aile yıkılır, evin tek erkek çocuğudur hayatı değişir. Mehmet Reşat evlendirilmeye karar verilir. O dönemin köklü ailelerinden , Veyisoğlu köyü muhtarı Ferhati oğlu Molla Salih’in kardeşi Mehmet kızı Rakibe ile evlendirilir.Henüz daha on dördünde, yeni bitirmiştir okulu yıl 1924.
1981 yılında vefat eden baba annemin anlatımı ile Ferhatoğlu Gadı Mehmet kızıdır, çifte çifte davullar vurur düğünde ,güreş tutulur dönemine göre çeşitli eğlenceler yapılır atlar koşturulur ,tam bir Yörük Türkmen düğünü olur, zeybek oynarlar davul zurna eşliğinde Kelezoğlu Şaban oğlu Rıza Yılmaztürk- Ferhatoğlu Hasan, gece eğlencesi olur baba annemin deyimi ile horata ,gelin alma halayı eskilerin deyimi ile” hakalma”, at üstünde kadınlı erkekli insanlarla ,gökkuşağı renklerinin hakim olduğu daha sonra bir ömür sandığında sakladığı aba gelinliğini giyerek gelmiştir Kelezoğlu köyüne , kendi deyimi ile Mehmet Efendi’ye, Ferhatoğlu Emin’in oğlu küçük Aziz verilir , uzak Asya’dan horasadan beri gelen geleneklere göre atın üstünden inmeden kucağına, ocağı tüttürsün, nesli devam etsin diye.
Cumhuriyetimizin en büyük ideallerinden biri olan, Atatürk ve arkadaşlarının yurdumuzu bir baştan bir başa demir ağlarla örme Zonguldak kömürü ile Ankara’yı ve tüm yurdu buluşturma projesi olan Filyos-Karabük –Irmak demiryolu yapım çalışmaları 1927 yılının Mayıs ayında Filyos’ta ilk kazma vurularak başlar. Bir gurup ta Ankara Irmak’tan Ekim ayında Karabük istikametine doğru başlar yol açma çalışmalarına ,genç cumhuriyette henüz demiryolu açacak ekipman ve makine olmadığı için Danimarka İsveç ortaklı Mohapp firmasına verilir, Mehmet Reşat’ta firmada işe başlar, dönemine göre mekteplidir, günde bir lira yevmiyeli yol güzergahı ölçüm elemanı olarak. Demir yolu yapım çalışmalarında o dönemde çavuşluk yapan Yenice’de uzun yıllar merkez muhtarlığı da yapmış olan merhum Kamil Akay’ın “ Çok yakın arkadaşımdı, çalışkan hesabı çok kuvvetli idi yol açma işi alır iken açılacak yoldan kaç metre toprak çıkacağını bir bakışta anlar, hesap ederdi” dediği Mehmet Reşat’ın çalışkanlığı firma yetkililerinin de dikkatini çeker, “Ekip kurarak çalışabilir isen biz sana keseneye iş verelim” teklifini alır henüz daha on sekizindedir, kabul eder.
Bakacakkadı ile Tefen Alioğlu tüneli arası gösterilir ilk olarak, büyükbabam Mehmet Reşat’ a Kelezoğlu Şaban oğlu Rıza Yılmaztürk,Türabioğlu Mehmet oğlu Ahmet Tiryaki,Enbiyaoğlu Yakup oğlu Ahmet Arduç, Türabioğlu Mehmet oğlu Salih Tiryaki ,Kelezoğlu Tevfik oğlu Niyazi Türkyılmaz, saka (su taşıyıcı) olarak Enbiyaoğlu İsmail oğlu Ramazan Arduç, aşçı olarak Ferhatoğlu Mehmet oğlu Mehmet Arat’ın da aralarında olduğu bir ekip kurar. Araç gereçten yoksun , deyim yerinde ise kazma kürekle işe koyulunur . Mehmet Reşat , çalışan usta ayırımı yapmadan bazen yol açma ekibini köydeki evinin bahçesinde toplar, Ferhatoğlu Mustafa ve eşi Azize teyze yemek ve mezeleri hazırlar, yemekler yenir baba Seyit Ali hoca kızsa da rakı masaları kurulur evin yol üstündeki bahçesine , ekiple beraber yapılacak işler hakkında konuşulur, muhabbet edilir , yapılacak işler planlanır. Şimdilerde Gökçebey istasyonunun arkasında yol dolgu çalışmalarında toprak kaymasından iki işçisini kaybeder, içinin yandığını yazar tuttuğu günlük defterinde. Ekibinin çalışkanlığı, kendisinin ileri görüşlülüğü ve çalışkanlığı ileride soy adı kanunu çıktığında Yenice ırmağından sal ile yapılan ulaşımdan başka ulaşımın olmadığı Karabük’ e ilk ulaşım yolu olan demiryolu açmadaki çalışma başarısı YURTAÇAN soyadını getirecektir,firma iş bitiminde tekrar yol açma işi verir Mehmet Reşat ve ekibine.

(Mehmet Reşat ve ekibininde olduğu yol açma ekiplerinin Balıkısık- Bolkuş arası çalışmaları)
1930 yılına gelindiğinde yol açma ve ray döşeme ekiplerinin de gayretleri ile üç yılda Filyos’tan Balıkısık istasyonuna ulaşılmıştır, yük tenleri ile deneme seferler ide yapılır ama çalışma şartlarının en zor olduğu sarp kayalıklarla kaplı bölgeye de gelinmiştir , işler zor şartlarda yürümektedir, dönemin başbakanı İsmet İnönü bölgeye gelerek şartları görmüş “ Günlük bir fındık kabuğu kadar dahi koparırsanız devam edin” diye moral ve güç verir.

(Gökçebey Gaziler Köyü altında ray döşeme ekiplerinin çalışması,)
O dönemde büyük babamın yol açma ekibinde olan Türabioğlu Salih Tiryaki sohbetlerde “Genciz, heyecanlıyız, kayalara merdivensiz çıplak ayakla çıkıyoruz” diye anlatır daha sonraki yıllarda köy sohbetlerinde.

(Karabük’e demir yolunun ilk açıldığı günlerden. Henüz yerleşimi bulunmayan Karabük’te ilk Demir yolu açılışı)
1932 yılına gelindiğinde çok zor şartlarda açılan Balıkısık, Bolkuş ,Pirinçlik arası bitmiş, ırmak kenarlarında çeltik tarlalarının olduğu ,sazlık bataklık ve sivrisineklerin karınca gibi kaynadığı , yükseklerinde üzüm bağlarının, karşıda on on beş haneli köyün olduğu bozkır bir yer, daha sonra istasyona Karabük tabelası asılan yere ulaşılır.Demiryolunun Karabük’ e ulaşıp ilk trenin geldiği günleri 1922 doğumlu Karabük’ te cumhuriyetimizin ablası olarak bilinen, Karabük ilk belediye başkanlarından merhum doktor Necmettin Şeyhoğlu’nun eşi ,yaşayan tarih, eczacı Hikmet Derman Şeyhoğlu hanımefendinin , Safranbolu Bağlar’daki her hali ile buram buram yerel tarih ve kültür kokan köşkünde, haziran 2015 yılında yaptığımız söyleşide ,İlk okulda okuyordum babam hidayet derman Safranbolu’dan beni elimden tutarak getirdi , o gün Karabük istasyonu Safranbolu’dan ve çevre köylerden gelenlerle kasım soğuğunda adeta bir bayram yeri oldu .Karabük’ ün demir çelik kurulmadan önce 13 haneli bir köydü, demir çelikle kuruldu tezinin yanlış olduğunu, Karabük’ ün kuruluşunun demiryolu ile başladığını , 1937-1938’lerde demir çelikle ve orman işletmesinin kuruluşu ile de şehrin daha da büyümeye başladığını anlatıyor. Büyükbabam Mehmet Reşat’ ın yol açma ekibinde aşçı olan kendisinin kayınbiraderi, benim de annemim babası , dedem 1996 yılında vefat eden Ferhatoğlu Mehmet Arat’ ın anlatımı ile, “ İşçi ve mutfak çadırları kurduk ırmak kenarına, ıssız bir yerdi o zaman Karabük , geceleri ayaz olurdu, ben yemeklerini yapardım , erzak kumanya Safranbolu’dan, su kuyulardan , ekmek köy fırınından okkalık ekmek olarak gelirdi ,ekmek ve suyu bizim Enbiyaoğlu Ramazan Arduç getirirdi ,Ramazan ağa da alem insandı, su almaya gider çabuk gelmez tencerelerim yanardı , köy fırınından okkalık ekmeğin hesabı aylık yapılır bazen hesap tutmaz fırıncı ile bizim defteri tutan Türabioğlu Abdurrahman arasında tartışma olurdu , sonradan öğrendik ki, bizim Ramazan ağa bazen günlük kendi istihkakı okkalık ekmeğin haricinde bir okkalık ekmek daha alır , yolda gidip gelir iken yer imiş, bu ayer adam” diye ramazan amcanın da olduğu cemiyetlerde anlatır Ramazan amca da içli içli gülerdi , “İşte böyle zor şartlarda yapıldı bu Karabük demiryolu” diye sözü bağlardı. Kendine göre bir sosyal çevrede edinir Mehmet Reşat, Safranbolu ve eskipazarda düğünlere katılır, bazen onun için hoş anıları da olmasa da.Firma ile bazı problemler baş gösterse de devam edilir. 1934 yılı ortalarında FİLYOS’tan başlayan Ekipler Eskipazar’a ulaşır.Mohap firması ile alacaklarını tam tahsil edemese de büyükbabam Mehmet Reşat ve ekibinin demiryolu açma işlemleri sona erer. Önce Filyos –Eskipazar arası yolcu trenleri çalışmaya başlar 1934 de, Batıbel tünelindeki işlemlerin bitmesi ile Irmak –Eskipazar arasının da hizmete açılması ile Filyos-Irmak hattı ulaşıma açılmış olur.

(1934 Filyos-Karabük- Eskipazar arası ilk yolculuk treni. Vagonların üstlerinde de Filyos Eskipazar olarak yazısı bulunmaktadır)
1935 de Filyos -Zonguldak demiryolu yapımını Filyos –Irmak hattı yapımında tecrübe sahibi olmuş ve büyükbabam Mehmet Reşat Yurtaçan gibi soy isimleri demiryolu yapımı ile ilgili konulmuş yerli müteahhitlerden Nuri Demirağ , mühendisler Ata Hayri Kayadelen ,Naci Dağdelen ve ray döşeme işlemlerini mühendis Asım Fahri Yolaçan bey üstlenmiştir. Demir yolu 1936’ da Çatalağzı’na ulaşır, 1936’nın 18 kasımında Çatalağzı’ndan ilk kömür yüklü tren Ankara’ya yola çıkar 19 kasım günü tren Ankara’ya ulaşır, Zonguldak valisi Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya’ya Zonguldak’ın kara elmasını takdim eder bayram yeri olur Ankara garı 1937’de demiryolu Zonguldak’a ulaşır, genç cumhuriyetin kurucuları Atatürk ve arkadaşlarının bir ideali gerçekleşmiş, Akdeniz’le Karadeniz demir ağla bağlanmıştır, Zonguldak karaelması ile Türkiye tanışmış ,nice sevgilileri bazen ayıran bazen kavuşturan, adına türküler yakılan, dağların aslanı kara tren çelik raylar üzerinde seyr-ü seferlerine başlamıştır artık.

Büyük babam Mehmet Reşat yapımına çok emek verdiği Filyos –Irmak demiryolu hattının Kasım ayında yapılan açılışını göremeden 23 Nisan 1935 tarihinde Giresun 2 nolu jandarma mektebine 444 kura numarası ile jandarma er eğitmeni olarak sevk edilerek asker olur.
(Mehmet Reşat’ın görev yaptığı Jandarma Er Eğitimi olarak görev yaptığı bina şimdi Giresun Ticaret Meslek Lisesi olarak kullanılıyor, 1922 yılında yapılmış)
şimdilerde Giresun Teknik Anadolu Lisesi olarak hizmet veren bu tarihi yerde 43 nolu Jandarma er eğitmeni olarak askerlik görevini yerine getirir.
(Büyükbabam Mehmet Reşat’ın Giresun 2 Jandarma Mektebinde 43 nolu Er Eğitmeni olarak görev yaparken çekilen resmi)
O yıllarda tuttuğu günlüklerini okuyan babam Adil Yurtaçan’ın anlatımı ile “Anadolu’dan gelen saf, temiz, ezik, bazen sağına soğan, soluna sarımsak konularak sağını solunu öğrenebilen acemi jandarma erlerine eğitim verir, yeni kurulan cumhuriyetin ideallerini fikirlerini öğretir.Bazen yanlış anlaşılmadan dolayı kendisi için hiç de hoş olmayan anıları da olmuştur Mehmet Reşat’ın , kendi deyimi ile” Yıpratıcı olsa da vatan görevidir kaçılmaz.”der. İki yıllık vatani görevden sonra 1937 yılının Mayısında izne gelir , hasret giderir eş dost akraba, çocukları ve babaları Sakarya savaşında şehit olduğu için yetim kalan onu babaları gibi gören yeğenleri Huriye ve Zuhriye ile.İzin dönüşü birlik komutanına hediye olarak o dönemde bölgemizde çokça olan renk renk tüyleri ile süslü yaban sülün horozu getirir, Bakiler köyü ile Veyisoğlu köyü arasındaki ,o zamanlar çalılık, şimdi orman olan yerde tuzak ile yakalayıvermiştir Enbiya oğlu Yakup oğlu Ahmet sülün horozunu. Askerliğe 23 nisan 935 günü başlayan Mehmet Reşat 29 Ekim 1937’de cumhuriyetin 14. yılının kutlandığı gün evine döner. Askerlik dönüşü çevresi ile sosyal ilişkilerini sürdürür, cumhuriyetin aydınlanmacı yüzü henüz yeni yeni toplumumuza yerleşmektedir, insanlar ürkek ve çekingendir , Mehmet Reşat’ın yaşadığı bir olay o dönem insanlarınnın eğitim düzeyini ve ruh halini iyi ifade eder. 1926 doğumlu birkaç yıl önce aramızdan ayrılan, kendisinin kayınbiraderi olan merhum Eyüp Arat’ ın anlatını ile “Çocuktum, köyden TEFEN’e tarlamıza gidiyorduk , bir gürültü ile o zamanlar tarla olan Çamurlu Köprü’ye tayyare kondu , ben de hevesle tayyare göreceğim diye koşarak gittim, mısır belleme zamanı idi, kadınlar mısır bellemeyi bırakıp kazmalarını atarak kaçıyordu, yaşlıların kimi namaza durmuştu gavur bastı diye, tayyareden el ediyorlar- kaçmayın- diye, kimse yanaşmıyor , nerede imiş eniştem göründü atının üzerinde, askerden getirmişti atını, bağırdı kaçanlara kaçmayın görmüyor musunuz bayrağı, o Türk tayyaresi diye , meğerse keşif tayyaresi imiş, yakıtı bitmiş , iki gün bekledi benzini geldi, tayyare manevra yapa yapa havalandı gitti” diye anlatırdı.
Genç cumhuriyetin bölgemize demiryolundan sonra Atatürk’ün Ukraynalı prof Yurçenko ve ekibine yaptırdığı fizibilite çalışmaları ile demir çelik Ereğli’ye mi Tefen’ e mi yapılsın tartışmaları sürerken 3 Nisan 937 de Karabük’ te çeltik tarlalarına başbakan İNÖNÜ ve sanayi bakanı BAYAR’ ın katılımı ile ilk kazma vurulmuş ,Bartın’dan ,Devrek’ ten ve civar ilçelerden coşkulu halkın katılımı ile bayram yaşanmış, fabrikanın Karabük’ e yapılmasına başlanmıştır .
(Karabük Orman İşletmesinin kuruluş yıllarındaki memur kadrosu. Mehmet Reşat’da 2 sicil nosu ile Marka memuru olarak yer alıyor,45 lira maaş.)
ATATÜRK daha önce vakıfların işlettiği ormanları millileştirmeye karar vermiştir. İlk orman işletmesini orman revirliği adı altında Karabük’te kurmaya karar verir. Büyükbabam Mehmet Reşat ta teklif alır kendisini demiryolu yapımı çalışmalarında tanıyan arkadaşları aracılığı ile, 5 binadan mevcut Karabük istasyonunda bir binada orman mühendisi Muzaffer Yener beyin idaresinde MEHMET REŞAT YURTAÇAN 2 sicil numarası ile 1938 yılı Mart ayında 45 lira maaşla marka memuru olarak Kazım Gökalp ve Hasan Değer beyler de kesim memuru olarak görev alırlar. Demir çelik fabrikasında da artık ilk yerli üretim heyecanı başlamıştır ,köyden akranlarını alır getirir, Muharrem Tiryaki ,Sait Soysal,Hasan Arduç ve kendisi gibi giyime meraklı İsa Yılmaz, daha sonra hepsi de Karabük’te kök baş olurlar.
(Büyükbabam Mehmet Reşat’ın 1939 yılında Kesim Memuru olarak görev yaptığı belge)
1939 şubat ında 50 lira maaşa terfi ettirilip Keltepe orman işletmesine kesim memuru olarak görevlendirilir ,haftada iki gün çalışan posta trenleri ile köye gelir bazen, baba annemin deyimi ile “O artık Karabük’te orman işletmesinde köyündeki insanları da işe güyen, boynu gravetli depe mamuru Memet Efendi’dir artık. İnsanlar imrenir giyimine kuşamına, giyinmek için değil korunmak için giyinildiği yıllarda. gramofonu vardır dönemin ünlü firması “ Sahibini Sesi” nin plakları çalar gramofonunda , bazen arızalanır gramofon tamir için haber salınır Hacıoğlu mahallesinden Hallampa lakaplı Satılmış Erdoğan’a , bayan Safiya söyler” bülbül konmuş gül dalına” ,” Erzurum’un dağlarında, çiçek açmış bağlarında”, daha nice içli yanık türküler, insanlar gelir gider bu içli türküleri şarkıları dinlemeye.
(Büyükbabamın Karabük Orman İşletmesinde memurluk yılları)
1927 doğumlu Kastamonu Göl Köy Enstitüsü mezunu emekli ilk öğretim müfettişi Hidayet Yılmaz abimizle geçen yıl yaptığımız söyleşide,”Haftada bir köye gelirdi ,şık giyinirdi her halinden oturuşu ile kalkışı ile, bizlere yaklaşım,ı hitap şekli ile devlet memuru olduğu belli oluyordu, herhalde biz de ondan etkilenmişizdir” diye anlatıyor . Mehmet Reşat genç yaşına rağmen yıpranmış, dönemin kötü hastalığına yakalanmış, verem olmuş tur.1939 yılı yazında annesi Gülsüm vefat etmiş, o yıllardaki iletişim ve ulaşım güçlüğünden dolayı bunu köye geldiğinde öğrenmiş, bu onu kahretmiş, hastalığını olumsuz etkilemiştir. Yeni kurulan Karabük’te daha doktor, hastane yoktur. Zonguldak’a gider gelir ,doktor Nimet beye , ev istirahati verir doktor, tarla bağ bahçe işleri çok denilerek, kendisinin karşı çıkmasına rağmen, Kozlu’dan bakıcı Arife kadın getirilir, daha sonra hep soru işareti olur Arife kadın, hastalığı ilerler,kontrole gittiğinde doktor nimet bey kızar,ne biçim devlet memurusun, dediklerimi tutmamışsın diye . 1950’li yıllarda Devrek’te kaymakamlık tahkikat katipliği yapan Safranbolulu Canip beyin ve 1950’li yıllarda yapılan Gökçebey - Devrek köprüsünü yapan Tevfik Mete beyin ortağı Kazım bey in “Çok yakın arkadaşımızdı, bu topluma, çevresine yapacağı çok faydalı işler vardı.” dedikleri büyükbabam , 1940’ta bahar çiçeklerinin yeni açmaya başladığı Mart ayının 15’ inde , günümüzün yaşam ömrü göz önüne alındığında bir kelebeğin ömrü kadar kısa sayılabilecek yaşta, 30 yaşında hayata gözlerini yumar. Babaannem 1981 Nisanında vefat edinceye kadar benide araştırmaya sevk eden “ Bu memlekete o kadar hizmet etti, gençliğini verdi, abisi İsmail Sakarya muharebesinde kaldı , babası Seyit Ali hoca yaşlı ,çocuklar da küçüktü. İsmail’im 11’ inde, Adil’ im henüz 2 yaşında beşikte idi, hakkını arayamadık.” demesini doğrularcasına , Karabük orman işletmesininin arşivindeki 80 yıllık memur kütük defterinde büyükbabamla ilgili 22.2.1939 gün 1715-39 sayılı emirle Keltepe orman işletmesine kesim memuru olarak görevlendirildikten sonra ayrıldığına dair kayıt yoktur yazmaktadır.

(Büyükbabamın Karabük orman işletmesindeki memur künye defterindeki bilgileri )
Kısacık ömrünün 7 yılı Filyos- Irmak demiryolu yapımı, 2,5 yılı jandarma er eğitmenliği ,2 yılı Karabük orman işletmesin de olmak üzere 12 yılı cumhuriyetin kuruluş yıllarında devlet hizmetinde geçen büyükbabam Mehmet Reşat Yurtaçan Ilgaz dağlarından ve araç ormanlarından gelen ,yenice ırmağı ile Devrek çayının birleşerek süzüle süzüle Karadeniz’e akıp gittiği, Filyos çayını takip eden kendisinin de yapım yıllarında büyük emeği olan demiryoluna hakim sırtlarda Kelezoğlu türbesinde ebedi istirahatgahında yatmakta olup , Ankara beytepe jandarma müzesinde, Giresun j.er. eğitim mektebinde çekilme fotoğrafının ve bilgilerininde olduğu köşede gelen ziyaretçileri karşılamaktadır. --------------------------------------------------------------------------------------------------
Kaynaklar..aile arşivi-karabük orman işletmesi arşivi-olayları yaşayanların ve Adil Yurtaçan’ın anlatımı
Fotoğraflar..aile arşivi -Eczacı Hikmet Şeyhoğlu arşivi – İsmet saygı arşivi –Ankara beytepe jandarma müzesi.