Kod adı Zonguldak!..

          Yola çıkınca Zonguldak’tan, kimi zaman bir boşluk belirir içinizde. Sonra, Karadeniz ufuklarında akşamları oluşan muhteşem gurup vakti doldurur gözlerinizi. Martıların çığlık çığlığa uçuştuğu liman maviliği sarar düşlerinizi. Dalgalar üzerinde oynaşan kızıl-sarı ışıklar yaralarınıza merhem gibidir. Dostlarla söyleşilerin yoğunlaştığı yollar, mekanlar, her köşede yüze gülen anılar.. Hepsi bir bir içinizde açılan boşluktaki yerlerini alırlar. Anlıyacağınız ardınızda bırakıp gidemezsiniz Zonguldak’ı. Düşer yola sizinle. Her yere gelir beyninizdeki küçük odacıklara kurulmuş olarak. Diyar-ı gurbette yanınızdan geçen 67 plakalı otolara bakışlarınızı da hatırlayınız.
          “Bırak yakamı ey Zonguldak” deseniz de sarmaşığın sarması gibi ağacı, bırakmaz sizi anılar. Belki de o şarkıda denildiği gibi “Seni uzaktan sevmek..” diye bir teselli uydurursunuz kendinize. Zaman size söylenir “Bırak şu sevdayı!” diye. Siz zamana direnirsiniz “Unutmak mümkün değil..” şarkısının ezgilerine  sarılarak..
         *     *     *

         Yaşadığı kenti ne kadar tanır insan? Neresiyle tanır? Nesiyle tanır? Zonguldak’ta yaşayanlar,  kimi zaman bu kentte yaşamanın hazzıyla, keyifle  seyrederdik  Zonguldak’ı da görebiliyor muyduk  Zonguldak’ı duygusal sislerin ardında..
         Zonguldak sadece “Emeğin başkenti” nitelemesi midir? Zonguldak, her defasında yeniden hayran olunan görsel bir güzellik midir? Zonguldak, Turgut Etingü’nün, Muzaffer Tayyip’e yazdığı dizelerde dediği gibi, “Sen ve ben /  Her gün 844 adımlık yolda /  Tüketmekteyiz ömrümüzü”../ dediği “Gazipaşa Caddesi”nden ibaret midir?
          Emek kenti deyince yüzü kömür karasına boyanmış işçi, kazma-kürek geliverir hemen akla. Sonra binlerce büyük adım gelir şimdi efsane olan.. Ardından maden ocakları, grizular, göçükler, ağıtlar, al bayraklı tabutlar.. Tablonun öbür yüzünde yıkık  ana-babalar, gözleri yaşlı genç gelinler, boynu bükük yetimler..
          Karadeniz’in  mavi rengin türlü tonlarını kattığı, yüce ormanların yeşilliklerle bezeli bir doğa verdiği, göklerinde güneşin renk ve ışık cümbüşü içinde gezindiği bir kentte içiçe iki ayrı, iki başka yaşam..
         Bir yanı hayat, bir yanı memat..
         Yaşanılan ve düşlerde yaşatılan Zonguldak..
         *     *     *

         “Zonguldak” ve  “sevmek” sözcükleri yan yana geldiğinde neler düşünür, düşler insan. Bir kenti  sevmenin  yolu yordamı, ölçüsü  nedir? Nasıl sever yaşadığı kenti insan? Yoksa   “içdünya”  denilen  yalnızlık çukurunda  feri gitmiş  anıların sığınağı olduğu için mi sever kentini..
         Kendini hemen ele vermeyen bir kenti sevmek, kolay olmamalı öyle. Sevmek bir duygu, ama  olmazsa olmuyor. Geleceğe dönük bilinçli bir ilgiyi de beklemiyor mu Zonguldak?  Bu soruyu bir çok kez sormalı mıyız kendimize..
         Neresinden baksan insanı etkileyen muhteşem bir doğal güzellik. Tepelere yükselen evler, merdivenler. Toprak altında katlar, galeriler. Her galerinin diplerinde, gün ışığına çıkmamış nice bilinmeyenler..
        İki katlı bir kent..
        Alttaki ve yukarıdaki Zonguldak..,
        *     *     * 

        Zonguldak’ı tanıma, sevme çabası şiirlere, yazılara dönüştü  süreç içinde. Romanlara, öykülere dönüştü. Fotoğrafa, resimlere, karikatüre, el sanatlarına, tiyatroya, kısa ve uzun belgesel filmlere, koca koca araştırma kitaplarına dönüştü. Bu “kod adı Zonguldak olan bir sevda”dır ki yaşamlara, şiirlere, kitaplara sığmaz. İnsanları yıllar süren uğraşlara yönelten bir  ağır sevda..
       Ustalarımız hem kendileriyle, hem yapıtlarıyla tacı oldular başımızın. Zonguldak’ın, ülkemizin  onur tablosunda altın birer yıldız oldular. Özellikle son 20-25 yıldır da epey bir yol alındı sanat-edebiyat alanında. Ustaların ardından gelenler ise yaşadıkları kentten izler taşıyan yapıtlar sundular topluma. Kazanılan kimi edebiyat-sanat ödülleri gurur verdi kentimize, yüreklerimizi ak etti.  Her yıl daha bir çoğalıyor Zonguldak emekçileri. Nasıl denk geliyorsa işçi sayısı azalırken sanata emek verenlerin sayısı artıyor.
         Yazar-çizer sayısının çoğalması sevindiricidir kuşkusuz. Her yeni bakışın  görebileceği bir Zonguldak gerçeği, güzelliği yansıtılır mutlaka dizelere, kitaplara, renklere. İçimizden ikisi de çoğalsa daha iyi olmaz mı dileği geçer  belki, ama...
         *     *     *
         “Bir kenti sevmek” deyince hoş duygular dolanır insanın içinde. “Bir tatlı huzur” almışçasına rahatlarsınız Zonguldak’tan. Düş dünyanızı kucaklayan yollar, sokaklar, evler; çok kez sisli, yağmurlu baharlar, denizden bir esinti beklenen yaz günleri, sonbaharın renk cümbüşü, kışın kenti örten karların kara yaşamla zıtlığını yansıtan görüntüsü, bir bir açılır önünüzde. Kimi zaman “yaşanmaz bu kentte” dersiniz, isyanlarınız öfkeye  de dönüşür  ama, yaşarsınız gül gibi.. 
          Ya anılarınız..Sevdalarınız..Yolunuz düştüğünde hala o penceredeki gülümsemeyi ararsınız tül perdeli camların ardında. Birlikte yürüdüğünüz yollar,  çıktığınız merdivenler.. Belki rüzgarlara karışmıştır  verdiğiniz o karanfil.. Belki bir an,  yorgun bir kuşun ağır kanatlarını  çırpma isteğini duyar gibi olursunuz içinizde.. Duygularınızın  sesine kulak verirsiniz de sonra,  gülümsersiniz acemi aşklarınıza.. 
                *     *     *

            Eski Belediye Başkanımız Hüseyin Öztek, "Bu şehre her sabah yeniden âşık olarak doğarım” demiş, sevdalı olduğu ve hayranlık duyduğu yaşadığı kentin özelliklerinin bilinciyle. Kentine hizmet için önce sevgiyle bağlı olunması gerektiğinin de altını çizmiş yıllar önce..
            Öztek,  bir teknik adam, mühendis. Atletizmde Türkiye ve Balkan şampiyonu. Ama tam bir centilmen. Kentinin bir sporcusunun ölümünde ince duyarlılıklarla örülü bir yazı kaleme alacak kadar da duygulu, dosta vefalı bir  başkan.. Yenilerde de bu özellikleri aramalı mıyız?..
           *     *     *

         “Aziz Zonguldak” deriz kentimize içimizde yücelterek, çoğaltarak.  “aziz” sözcüğü: değerli, ulu, erişilmez, güçlü, yüce, onurlu, yüceltilmiş sevgi, saygı anlamlarını içerir genel olarak. Sanırım Zonguldak için  “aziz” nitelemesini ilk kez Rüştü Onur yapmıştı “Nostalji” şiirinde;  “Sen aziz şehrim / Ellerim, gözlerim kadar benimsin” diyerek. Kentini, kendisinin bir parçasıymış gibi gördüğünü, kentle bütünleştiğini  duyumsayarak..
                İrfan Yalçın ise   “Ey Zonguldak, ey hüzün dolu kent, o koca ayaklarınla çıtır çıtır ezmiş de olsan çocukluğumu, seviyorum seni yine de.” diye seslenir bir zamanlar yaşadığı kente.  “Zonguldak İçin” şiirinde ise, Zonguldak’ın emek ve emekçi işlevinin yanında, hüzünlü, isyankar, içini kanatan çığlıklarla seslendiği,  her köşedeki anılarına sığındığı bir kenttir Zonguldak.
                *     *     *

              Kod adı Zonguldak olan bir sevdadır, ağır bir aşktır Zonguldak..
             Yaşadıkça, yazdıkça, düşledikçe  büyüyen bir sevdadır Zonguldak..

 Hamit Kalyoncu

 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2013-10-17
Bu haber 1226 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 2003
  Bugün : 383
  Toplam: 4611385
   Online :

  65 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama