Savaşın Çirkin Yüzü..

         Geçen yıl hastane kapısında oturuyoruz. Karşımda ak saçlı, yaşı benden epeyce ileride bir amca vardı. Biraz sonra söyleşmeye başladık. İkinci Dünya Savaşı yıllarını genç yaşta yaşadığını belirtti. Çektikleri büyük yokluğu, yoksulluğu anlattı. İsmet Paşa’nın savaşa girmemek için yaptığı çalışmaları  dile getirdi. Sonra birden dönüp, “Bu gün savaş başlasa,  hemen karaborsa başlar, yokluk yoksulluk kapıya dayanır, bu millet perişan olur” diyerek savaş korkusunu ve olacakları ortaya koydu.
         Şaşırmıştım doğrusu. Bir “muhalif amca” olabilirdi. Okuduğum gazeteleri incelerken  ben de bu amca gibi kuşkulara kapılmıyor değilim. Ancak, bütün ülke düzeyinde “Savaşa Hayır” sesleri yükseldiğinde iktidarlar  -ne kadar hevesli olsalar da- savaş hakkında yeniden düşünmek zorunda kalacaklardır diye umut etmekteyim.
          *     *     *
         Büyüklerimizden dinlediklerimiz ve okuduklarımız arasında, İsmet Paşa ile ilgili başka anılar da var. Bir seçim gezisinde kendisine “Bizi şekersiz, ekmeksiz bıraktın” diyen kişiye, “Sizi ekmeksiz, şekersiz bıraktım doğru. Ama, babasız bırakmadım” cümlesi, savaş görmüş, savaşmış, savaşı yaşamış bir “devlet adamı” için elbette büyük anlamlar taşımaktadır. Hele  Anadolu’da “evin kökü, direği, dayanağı” olan “baba olgusu”nu düşündüğümüzde, İsmet Paşa’yı daha iyi anlayabiliriz.
         İsmet Paşa öncülüğündeki Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşına girmemesi, daha sonra Demokrat Partili vekillerce ağır bir dille eleştirilir. “Kendi korkundan bizim erkekliğimizi yok ettin” denilir. Yani “savaşa girseydik, çocuklar babasız kalsaydı, erkekliğimiz tamam olacaktı” gibi çarpık bir anlayıştı bu.
          İnönü, İkinci Dünya Savaşı boyunca İngiltere’nin büyük baskısına karşın, iki tarafla da ilişkisini kesmez, Almanya’yı, İngiltere ve Rusya’yı da idare etme yolunu seçer. Bu  yaklaşım, o dönemin çok güçlü Alman ve Sovyet orduları arasında ezileceğimizi görebilen akıllıca ve gerçekçi bir taktiktir. O dönemde Türk ordusundaki silahlar eski ve yeterli değildi. Ekonomimizin bir savaşı kaldıracak kadar gücü yoktu. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda binlerce genç insanımız  yok olup gitmişti. Geride kalanları da korumak, devletin geleceği için en önemli görevdi.  Bu nedenle savaştan uzak durmak ülke koşulları açısından büyük önem taşımaktaydı. Bu gün bile hayatlarında savaşı Tv ekranlarından seyredenlerin, savaş davulu çalanların, ömrü cephelerde geçen İsmet Paşa’yı “savaşa girmedi” diye  eleştirmesi çelişkili, garip, ülke gerçeklerinden uzak, çarpık  bir bakış açısıdır.
          *     *     *
         Üniversitede okuduğumuz yıllar. Aynı sınıfta okuduğumuz bir arkadaşımla merdivenleri çıkarken “hafif politika” yapıyoruz. Bir ara ceketinin önünü açarak “Bak kardeşine!” dedi. İç cebinde Adalet Partisi’nin “görevli pazubandı” vardı. Arkadaşımın bunu bana göstermesi,  o hafta yapılacak Adalet Partisi kurultayında görevli olduğunu göstermek amacı taşıyordu. Bir yandan da “bana caka satmak için” olabilirdi.  Kendisine “Niye gösterdin bunu bana?” dediğimde söylediği cümle ilginçti: “Benim kardeşim İsmet Paşa yüzünden öldü. Çünkü şeker bulamadık.” dedi.
          Üniversitede okuyan bir kişi nasıl böyle dar çerçeveli yorum yapabilir diye hem üzüldüm, hem de şaşırdım açıkçası. Kendisine “ Demek ki İsmet Paşa sizin mahalle bakkalına emir vermiş, bu aileye şeker vermeyin demiş, öyle mi?..” diyerek çelişkisini göstermeye çalışmıştım. Böylece birbirimize siyasi farklılıklarımızı da göstermiş olduk. Ama, arkadaşlık ilişkimiz zarar görmemişti bu atışmadan..
          *     *     *
         Tv ekranlarından gazete sayfalarından Suriye’de bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan büyük insanlık dramını izliyoruz. Kim ne kadar “ben haklıyım, doğruyum.” derse desin, ben hâlâ  “zehirlenen çocuklara” takılı durumdayım. İnsanlık düşmanı kafaların yarattığı ölümcül gazlarla yüzlerce çocuğun öldürülmesi, çocukların yan yana yatırılmış cesetleri gitmiyor gözlerimin önünden. Bu fotoğraf savaşın çirkin,  acımasız, kanlı yüzüydü gerçekten. Korkunç olay, elbette bütün dünyayı ayağa kaldırdı.  Ülkemizde de büyük tepki topladı.
          Ancak, yapılanlarda fiil belli ama, fail belli değil gibi görünüyor. Kimilerine göre Esad yaptırmıştır. Kimilerine göre de kurgulanmış taşeron terörist gruplar tarafından yapılmıştır ve Esad’a karşı güçlerce planlanmış olabilir yorumları yapılıyor. 
          *      *      *
          Başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleri ve özellikle Türkiye, Suriye’ye haddini bildirme gayretine girdi.  Önce savaş baltalarını salladılar, sonra herkes kendi özel hesabına daldı. Neden? Çünkü Ortadoğu ülkeleri, dünya petrol üretiminin yarısını üretiyor. Daha önce Irak’ta başlayan “kimyasal saldırı” tezgahı, şimdilerde Suriye’nin başına örülmeye çalışılıyor. Bölge,  tarih önünde emperyalizmin yeni bir saldırısı ile karşı karşıya durumda. Eğer orada petrol olmasaydı, Ortadoğu kimin umurunda olurdu sorusu da bu çerçevede sorgulanmalı.
          Şunu da biliyoruz ki, okuduğumuz, dinlediğimiz haberler, büyük ülkelerin gözlüklerini takmış kafaların süzgecinden geçiyor. İçeride “Aman patron -büyük ve küçük olmak üzere- kızmasın, bozulmasın” derdi vardır ki adamı uyutmaz. Bir de uluslararası ilişkiler, -büyük ağabeylere hizmet güdüsü vardır ki-  daha büyük derecede önem taşır.
          Haberlere göre diplomatik süreç, Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülke arasında sürüyor. Amaç, Ortadoğu yönetimlerini ve petrollerini güvenceye  -kendi çıkarlarına uygun hale getirme- olunca elbette provake edilecek durumlar yaratmak, olaylar çıkartmak zor değildir “görevi tehlike” olanlarca.. İşin garip yanı ise ülkemizin komşusu için aldığı çok olumsuz tavırdır. Suriye ile savaş ve bu ülke topraklarına saldırının çağırıcısı asla Türkiye olmamalıydı.
         *     *     *
        Amerikan emperyalizminin çıplak  gerçeği, ABD Başkanı Wilson’un (1912) şu sözlerinde görülüyor: “Amerikan kapitalizminin temel hedefi, zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır.”  Ne demiş Wilson: “Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır.”
        Evet, bu asıl amacı sürekli kamufle edecek olaylar durumlar nasıl olsa yaratılır bölge ülkeleri arasında. Demokrasi ve insan hakları bahane edilir, farklı etnik kökenler birbirlerine düşman hale getirilir. Olmadı, mezhep ayrılıkları kaşınır, bölge halkı birbirine düşürülüp kırdırılır ve bölgedeki savaşlar hep sürer. Bölgenin kaçınılmaz kaderi böyle çiziliyor emperyalist güçlerce. ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi. Yani Dünya sofrasının başındakiler ki en büyük silah üreticisi de onlar. Bu durumda savaşların biteceğini beklemek, saf hayaller kurmak olmalıdır.
         *     *     *
        Dünyadan alınan son haberler ise, savaş tansiyonunu biraz düşürür gibi. Suriye devlet başkanı  Esad’ın yaptığı açıklamalar, olumlu gelişmelere kapı açacak gibi görünüyor. Bu elbette sevindirici bir gelişmedir. Yoksa daha binlerce çocuğun, babaları yanında sıralanmış fotoğraflarını
görebiliriz. Başta ABD’nin, Avrupa ülkeleri ve Türkiye’nin savaşı olduğu kadar barışı da aynı cesaretle isteyebileceklerini ummaktayız. Savaş, cesaret işidir doğru, ama barış daha büyük bir cesaret ister. İnşallah savaş tam tamları susar. Özellikle Suriye ile “Yurtta barış, dünyada barış” ın  iyi ilişkilerini yeniden kurulabilir. Umudumuz budur..

Hamit Kalyoncu

 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2013-09-11
Bu haber 1192 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 1479
  Bugün : 204
  Toplam: 4612685
   Online :

  74 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama