Yalçın: Korkunun cesaretinizi aşındırmasına izin vermeyin

EreğliBülteni’nin düzenlediği söyleşi ve imza günü etkinliğine onur konuğu olarak katılan Gazeteci Soner Yalçın, “Ülke yangın yerine dönüşürken, bana kıvılcım bulaşmaz demek ahmaklıktır. Türkiye bir terör ülkesine doğru gidiyor ve bölünüyor. Ne olup bittiğini görüp, ona göre tavır alacağız. Umudunuzu hiç kaybetmeyin. Çalışalım, örgütlenelim ve kendimize güvenelim. O korkunun, cesaretinizi aşındırmasına izin vermeyin.” dedi.

 Oda TV Davası kapsamında tutuklanan ve 682 günlük tutsaklığın ardından özgürlüğüne kavuşan Gazeteci Soner Yalçın, Kdz. Ereğli halkıyla buluştu. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki Sinema Salonu’nda düzenlenen etkinliğe CHP Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk, Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık, CHP Zonguldak Milletvekili Mehmet Haberal’ın kardeşi Osman Haberal, Gazeteci-Yazar Mete Akyol, CHP Zonguldak İl Başkanı Halil Furat, CHP Ereğli İlçe Başkanı Hayrettin Kartal, İşçi Partisi İl Başkanı Mehmet Uslubaş, İşçi Partisi İlçe Başkanı Ramazan Candan, Saadet Partisi Ereğli İlçe Başkanı Gökhan Göktaş, Kent Konseyi Başkanı Nalan Köseoğlu Selvi, Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Neriman Posbıyık, ADD Ereğli Şube Başkanı Yaşar Torlakoğlu, bazı dernek ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile vatandaşlar katıldı. Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir ve Çelikel Lisesi’nin unutulmaz öğretmeni Canpolat Pamay ise, kutlama dileklerini içeren mesajlar gönderdiler.
 “TÜRKİYE’DE BÜYÜK BİR OYUN OYNANIYOR”
 Söyleşide konuşan Gazeteci Soner Yalçın, 682 günlük tutukluluğunun ardından serbest kaldığını ancak her hafta karakola giderek imza verdiğini anımsattı. Yine imza vermeye gittiği bir günde, bazı aydınlar, siyasi parti temsilcileri, yazarlar ve okurlarının kendisine destek vermek üzere bir araya geldiklerini belirten Yalçın, şöyle dedi: “Bu sırada yine Ergenekon’dan hapis yatan bir gazeteci yanıma geldi ve ‘Soner ortalıkta fazla görünme, fazla konuşma’ dedi ve gitti. Çok şaşırdım. Büyük bir haksızlık var. Türkiye’de büyük bir oyun oynanıyor. Biz bu toprağın insanıyız. Ancak Silivri’den çıkanlar konuşmayacaklar, susacaklar diye bir strateji var galiba. Bunu nasıl kabul edebiliriz? Bu önce insan onuruna aykırıdır. Ve kendime ‘Bu korkuya teslim olmayacağım’ dedim. Şimdi Anadolu’yu dolaşıyoruz. Gazeteciler olarak elimizden geldiği kadar halka bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz. Öncelikle yılgınlığı ve korkuyu üzerimizden atalım. Ereğli’nin üzerinde böyle bir kara bulut varsa, bu kara bulutu yok edelim. Şunu özellikle ifade etmek istiyorum; burada Soner Yalçın konuşmuyor. Burada Mustafa Balbay konuşuyor, Mehmet Haberal konuşuyor, Yalçın Küçük konuşuyor, Tuncay Özkan konuşuyor, Doğu Perinçek konuşuyor, Fatih Hilmioğlu konuşuyor. Böyle bilinsin istiyorum. Teslim alınamayacağımızı göstermek istiyorum. Başka yolumuz yok.”
 “SORUYU ÖLDÜRÜYORLAR”
 Bugün bir aydınlanma mücadelesi verildiğini dile getiren Gazeteci Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “İki tür gazetecilik vardır. Bunlardan biri başarı odaklı gazeteciliktir. Bu, mesleği bir araç olarak görüyor. Sınıf atlamanın, para kazanmanın, ün kazanmanın yolu olarak görülüyor. Buna ulaşmak için her yol mübah kabul ediliyor. Bunları sık sık görüyor ve dönüşlerine de şaşırıyoruz. Bir de gerçeğe odaklı gazetecilik var. Bunlar ise, hakikate aşkla bağlı olanlardır. Ne olursa olsun, hakikati, gerçeği yazmak istiyor ve yazıyorlar. Düşünsel anlamda böyle bir tavır alan gazeteci, bağımsız bir gazetecidir. Bir yerde çalışsa dahi, ne iktidar tanır, ne de patron tanır. Sadece gerçeğe odaklıdır. Bunun karşılığında ise, işsiz kalabilir, cezaevine atılabilir, kör kuytularda katledilebilir. Başarı odaklı gazetecilik gelip geçicidir. Başarı geçicidir, sonsuz olan gerçektir. Bu anlayış ve bu tavır bugün benim burada olmamın sebebidir. Bugün ülkenin, Cumhuriyet kazanımlarının korunması için bir aydınlanma mücadelesi yapıyoruz. Temel mesele şudur ki; soruyu yok etmek istiyorlar. Geldik mi dogmatizme… Dogmatizm kör bir inancı istiyor. Hiçbir şey sorgulama. Kürt açılımı yapıyoruz, akil adamları getirdik. Ama hiç sorgulama. Ne verdik, ne aldık, neler yapıyoruz bunlar yok. Soruyu öldürüyorlar. Sizi mürid haline getiriyorlar. Müridin sorusu yoktur. Toplum düşünce anlamında köleleştirilmiş, iğdiş edilmiş. Soru sorabilmek için elbette bilgi gerekiyor. Ama şimdi bizim bugün yaşadığımız Türkiye’de yüce bir kalp, vicdan gerekiyor. Ben daha önce, bilgiye ve zekaya çok önem verirdim. Bilgili ve zeki insanlara saygı duyardım. Şimdi geldiğim noktada ise, iyi bir kişilik ve ahlak arıyorum.”
 “AKP VE CEMAAT ARAÇTIR”
 Neden tutuklandığını, neleri yazdığını, Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, casusluk gibi davaların neden olduğunu da anlatan Yalçın, şu görüşlere yer verdi: “Artık herkes biliyor. Size Ergenekon’u mu anlatacağım? Mehmet Haberal Hocamızın başına gelenleri bilmeyen mi var? Bir masum olarak, bir biliminsanı olarak ortada yattığını hangimiz bilmiyoruz ki, Türkiye’de kim bilmiyor ki? Peki neden ısrarla tutuluyor? İşte temel soru budur. Ben meseleyi AKP ve cemaat temelinde değerlendirmiyorum. Bunlar araçtır. Dün başkaları vardı, yarın yine başkaları olacaktır. Temelde ne olduğunu bilmemiz gerekir. Dünyada ülkeleri, yoksulları, demokrasiyi, özgürlükleri ezip geçen bir canavar var. O canavarı bilmezsek, Ereğli’nin ekonomik meselesini çözemeyiz. Öyle tehlikeli bir canavar ki, sadece AKP’nin 10 yıllık iktidarı döneminde 30 milyon hektar tarım alanı yok edilmiş. Bu Belçika toprağı büyüklüğündedir. Baklagil üretiminde yüzde 61.9 düşüş var. 12 milyon hektar buğday ekim alanı azalmış, onun için samanı dışarıdan alıyoruz. Küçücük bir ülke olan ve toprağı olmayan Hollanda’nın, 20 milyon dolar tarım ihracatı var. Biz, dünyadaki kendi kendine yeten ender ülkelerden, tarım ülkelerinden biriydik. Peki ne oldu? Biz meseleleri hem kültür boyutuyla tartışıyoruz. Bu yanlış tartışma biçiminden kurtulmamız gerekiyor. 30 milyon hektar tarım alanı giderken, temel meselemizin bu olması gerekmiyor mu? Medya bize bir gündem getiriyor, önümüze koyuyor ve sadece bunu konuşuyoruz.”
 “SİSTEM, İNSANI SOYSUZLAŞTIRIYOR”
 İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı ekonomilerinin hızlı bir yükselişe geçtiğini ifade eden Yalçın, ancak Amerika’nın Vietnam Savaşı ve arkasından petrol krizinin Amerika’yı ve Batı ekonomilerini sarsmaya başladığını söyledi. Yeni bir yol ve yöntem arayışı içerisine girdiklerini ve neoliberalizmi küçük dokunuşlarla yeniden benimsemek istediklerini anlatan Yalçın, bunun laboratuvarı olarak da Şili’yi seçtiklerini vurguladı. Yalçın, şu ifadelere yer verdi: “Bu sert bir ekonomik modeldir ve sosyal devleti yok eder. Her şey para üzerinedir. Ve devlet de buna karışamaz. İşte Şili’de toplumsal muhalefetin güçlü olması, 11 Eylül 1973’te Şili’de yaşanan darbenin nedenidir. O muhalifleri biçmektir. Hayatımızı finansa odakladılar. Toplumsal muhalefeti böldüler. Etnisite ayrımı, bunun en önemli ayağıdır. Ve sendikal mücadeleyi, sadece ve sadece paraya indirgiyorlar. Sendika, para pazarlığı yapılan bir yer haline geliyor. Ve en acı olanı da, bu sistem insanı soysuzlaştırıyor. Senin değerli olabilmen için, kredi kartının limiti, kaç araban olduğu, kaç gömleğin olduğu önemli hale geliyor.”
 Yasama, yürütme ve yargıdan sonraki dördüncü gücün medya olduğu iddiasına değinen Yalçın, “Bu ezberletilmiş sözleri bir kenara bırakın. Medya birinci güçtür. Medya ile artık her şeyi yapıyorlar. Medya cezaevine atar, cezaevinden çıkarır, kahraman yapar. Medya size ne giyeceğinizi, ne konuşacağınızı, ne düşüneceğinizi, ne okuyacağınızı, her şeyi size medya verir. O canavar böyle bir dünya yaratıyor. Ve tek şey finans üzerine kuruludur.” dedi.
 “İNSANLIĞIN YENİ TANRISI DOLAR…”
 Özellikle Balyoz Davası’nın Türk ordusunu değiştirmeye ve dönüştürmeye yönelik olduğunu savunan Yalçın, şöyle devam etti: “Bugün mevcut AKP iktidarında da görüyoruz ki, doları tanrı yaptılar. İnsanlığın yeni tanrısı dolar. Başta da AKP’lilerin… Mevcut sistem onu gösteriyor. Bu sistem insanlara bir kimlik verdi. Hepimiz kurbanı olduk. Bizim güzelim altı okta ‘halkçılık’ yok muydu? Ne oldu bunlara? Süs olarak kaldı. Bunları hiç konuşmadık, tartışmadık. Sadece kültürel nedenlere takıldık. Aydınlanma diye baktığınızda Batı’nın yanında olacağız ama ya toprağımız, milli değerlerimiz, ekonomimiz? Bunları konuşmamız gerekir. Bu sistemde soruyu yok ediyor, fikir pazarlıyorlar.
 Bizim bu yasalarımızı yapanlar da Amerikalılardır. Özel yetkili mahkemeler, terör yasalarını yapan Amerikalılardır. Toplumdaki homurtuların önüne geçmek için, toplumsal güçler bölünecek, korku hakim kılınacak. Sonuçta Pinochet, bizim ihtiyarlar Kenan Evrenler, Tahsin Şahinkayalar’ın yaptığını, adı darbe olmayan sivil darbe ile toplumun önder, aydın, sağduyuya sahip insanlarını cezaevine attılar. Ama burada Türkiye açısından özel bir durum daha vardı. O özel durum da Balyoz. Bu yeni dünya düzeninde Türk Silahlı Kuvvetlerini yeni bir konsept benimsetmek gerekiyor. Bu konsept, daha küçük, daha gayri nizami harp yapan, yani Suriye’ye girdiği zaman bir cephe savaşı değil, şehirler arası bir gerilla savaşı yapar gibi halktan koparılmış, tamamen para endeksli, çünkü tüm değerleri yok edilmiş bir ordu. Bu ordunun değişmesi lazım. Hem de hızlı değişmesi lazım. Kim onlara göre eski kafadaysa, onların yok edilmesi gerek. Yepyeni bir ordu. Al sana Balyoz. Bu topluma en büyük kötülük, kararsızlıktır. Ne olup bittiğini görüp, ona göre tavır alacağız. Bir karar verin. Ben bu politikalara hayır diyorum. Bu politika beni bölecek, insanımı, tarımımı yok ediyor. Soru olmayınca, düşünce iğdiş hale getirilince ileriyi göremiyorsunuz. Ergenekonla, Balyozla ne yapılıyor, nereye sokacak bizi… ‘Analar ağlamasın’ diyorlar. Analar bundan sonra daha da çok ağlayacak. Soros, ‘Senin en faydalı ihraç kalemin Mehmetçik’ diyor. İsrail özür dilemiş. İsrail özür dilese ne olacak, küçük küçük İsrailler kuruyorlar.”
 “TÜRKİYE TERÖR ÜLKESİNE DOĞRU GİDİYOR”
 Mücadele etmek için, halkın örgütlü hareket etmesi gerektiğini savunan Yalçın, şunları kaydetti: “Örgütlenmekten başka hiçbir kurtuluşumuz yok. Tek tek yakalıyorlar ve eziyorlar. Silivri’de büyük bir güç olursa, samimiyetimle söylüyorum, gidin arkadaşlar. Bu sizin güvenliğiniz içindir. Çoluğunuzun çocuğunuzun torununuzun güvenliği için gidin. Samimiyetimle söylüyorum. Bana dokunmaz derseniz büyük hata yaparsınız. Ülke yangın yerine dönüşürken, bana kıvılcım bulaşmaz demek ahmaklıktır. Haberal Hoca’nın neyi var yahu? İyiye doğru gitmiyoruz. Kıvılcımın önüne set çekerek evinize girmesini engellemenin tek yolu örgüttür. Hangi partiye inanıyorsanız gidin, beğenmediklerinizi de dönüştürün. Şikayet etmeyi bırakalım. O parti de, o örgüt de, o politikalar da sizsiniz. Türkiye bir terör ülkesine doğru gidiyor ve bölünüyor. Temel meselemiz, Türk bayrağında, Mustafa Kemal’de birleşmektir. Kırmızı çizgilerimiz bunlardır. Ülkemizin sömürülmesine izin vermeyeceğiz. ‘Kürt meselesini çözeceğiz’ diyorlar. Kültürel meseleleri konuşarak bunu çözemezsiniz. Temelinde iktisat vardır. Köleleştirerek özgürleştirmek mümkün müdür?

 Temelden değiştirmemiz gerekiyor. Bunu da halkla yapabilirsiniz. Tarihte de bunu yapan örgütlü halk olmuştur. Gücünüzün farkında olun. Gücünüzün farkında olursanız, Haberal Hocam oradan çıkar. Siz çıkaracaksınız. Umudunuzu hiç kaybetmeyin. Bizim koşullarımız, Bandırma Vapuru’na binenlerin koşullarından kat kat daha iyi. Ama çalışalım, örgütlenelim ve kendimize güvenelim. O korkunun, cesaretinizi aşındırmasına izin vermeyin.”

 Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Gazeteci Soner Yalçın, söyleşinin ardından da kitaplarını imzaladı.
Kaynak:Ereğli Bülteni







 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2013-04-09
Bu haber 1266 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 1818
  Bugün : 1130
  Toplam: 4610129
   Online :

  73 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama