Belgeler ve Gerçekler

“Belgeler ve Gerçekler” adını taşıyan kitap, Prof. Dr. Mehmet Haberal imzasıyla kamuoyunun bilgisine ve ilgisine sunuldu. Okumak, incelemek isteyenlere de veriliyor. Ben de bu yolla elde ettim. Aslında içindeki belgelerle, “Mehmet Haberal ve Silivri Mahkemeleri gerçeğinin kanıtı” olarak değerlendirilebilecek olan bu kitap, kısa bir süre önce elime geçti. Kitabın başına konulan Atatürk ve Goethe’den “hürriyet”, Ömer Hayam ve Konfüçyüs’ten “adalet”, Seneca’dan ise “yargılama” konulu özdeyişler,  yaşanılan duruma ışık tutan aydınlatma fenerleri gibi geliyor insana..         

Kitaptaki belgeleri incelemeye başladığınızda yandaş denilen basın-yayın organlarınca kimi zaman çarpıtılarak, kimi zaman karalanıp suç yaratılarak üretilen çarpık bilgilerin nasıl gerçekdışı olduğunu hemen anlıyorsunuz. Bu maksatlı yayınların, insanların kafasında düşünce ve bilgi kirliliği yaratarak onları yanıltmak amacıyla yapıldığını, “darbeci”  vurgusu yaftalanarak bu kimlikle tanıtılmak istendiğini görüyorsunuz. Ama kitapta yayımlanan yüzlerce imzalı, onaylı belgelerden de gerçek durumu anlıyorsunuz.   

Prof.Dr. Mehmet Haberal’ı,  sadece organ nakli  konusunda dünya literatürüne geçmiş büyük bir hekim ve cerrah olarak görmek onu eksik tanımak olacaktır.Yüksek kariyeri ve   “çalışkanlığı” ile meydana getirdiği ve ülkemiz insanının hizmetine sunduğu eserleri “Haberal gerçeğini” anlatmaya yeterlidir sanırım: 35 uluslararası derneğin başkanı ve yönetim üyesi, 1428 Türkçe ve İngilizce bilimsel makalenin sahibi, 2 İngilizce, 4 Türkçe bilimsel kitabın yazarı, Tıp alanında 26 ulusal ve uluslararası ödül kazanmış; 7.615 çalışanıyla bünyesinde 11 fakülte, 6 meslek yüksekokulu, 7 enstitü ile 9.500 öğrencinin eğitim-öğretim gördüğü Başkent Üniversitesi’nin kurucusu, ilk ve ortaöğretim alanında Ankara ve Adana’da çağdaş eğitim veren iki kolej; Sağlık alanında yurt düzeyine yayılmış ve halkın  hizmetine sunulmuş 10 Hastane, 14 Diyaliz merkezi, aynı zamanda 6 vakıf ve 4 iktisadi işletme, turizm alanında ise 2 otel ile, sağlık, eğitim ve turizm sektörüne güç veren bir kimlikle çıkıyor karşımıza.. İşte böylesine çalışkan ve yapıcı,  yüksek kariyerli saygın bir bilim adamının, kesinleşmiş suçu olmadan tutukluluk halinin devam ettirilmesiyle sağlıksız bir hücrede yaşamının nasıl karabasana döndürüldüğünün farkına varıyorsunuz.

Genel seçimler döneminde Prof. Mehmet Haberal’ın “Suçum Ne?” başlığıyla yayınlanan kitabını da okumuştum. Oradaki bir cümle hala yankılanır kulaklarımda. “Türkiye’yi yönetenler televizyonda diyorlar ki; Türkiye bir hukuk devletidir. O zaman, Mehmet Haberal kendine soruyor, diyor ki; ha, madem öyle ben niye buradayım.” Bu soruyu soran Mehmet Haberal Zonguldak’tan 140 bin oy alarak milletvekili seçildi. Ama hâlâ Silivri zindanlarında çile çekiyor. O zaman da elbette Haberal Hoca, sağlığını koruma, hukuk arama, adalet istemenin şiddetli ihtiyacı içinde kamuoyuna seslenmek zorunda kalıyor.   

Prof. Mehmet Haberal; Nisan 2009 tarihinden bu yana “Ne ile suçlandığını”, “Hakkındaki kuvvetli suç şüphesinin ne olduğunu”, kaçma, delilleri karartma ve yok etme şüphesi altında olmamasına rağmen “Niçin tutuklu olduğunu”, anladığımız kadarıyla hala öğrenememiştir ve Silivri zindanlarının demir parmaklıkları ardında her gün “Suçum Ne?” sorusuna cevap aramaktadır.    

*    *     *

             “Belgeler ve Gerçekler” kitabının 9. sayfasında “Başlarken” başlıklı bir yazısı var Haberal Hoca’nın. “…Ancak 13 Nisan 2009 tarihinde Ankara’da aniden gözaltına alınıp İstanbul’a getirilmem; ardından 96 saat süreyle gözaltında bulundurulmam ve 22 saat süreyle aralıksız ifade verdikten sonra, on dakika gibi kısa bir süre içerisinde ve üstelik, somut ve yasal hiçbir gerekçe gösterilmeksizin tutuklanmam, yaşamımı tümüyle değiştiren ve sağlık durumumun giderek “Yaşamsal Risk” oluşturan boyutlara ulaşmasının da başlangıcı olmuştur.”(…)

               Kitabın sayfaları arasında gezinirken, şifa dağıtan bir büyük hekimin, tutukevi koşullarında kendi sağlığı için nasıl şifa aramak zorunda bırakıldığını, bıkmadan, usanmadan nasıl hukuk ve adalet aradığını büyük üzüntü duyarak  okuyorsunuz.

Kitabın son bölümünde Haberal Hoca’nın kendi elyazısı ile  yazdığı ve “Prof. Dr. Mehmet Haberal CHP Zonguldak Milletvekili” ünvanıyla imzaladığı, 16.Nisan.2012 tarihli, Silivri C.Savcılığı’na iletilmek üzere 5.İnfaz Koruma Müdürlüğü Revir Hekimliğine” bir dilekçesi yer alıyor.

            Bu dilekçenin son bölümünde Haberal Hoca  durumunu şöyle  özetliyor: “…Halbuki benim şikayetlerim aynen devam ediyor. Dolayısıyla benim sağlık sorunlarım ancak, multi disipliner, acil kardiyak girişimlerin de yapılabileceği tek bir sağlık kuruluşunda yapılmalı. Bu durum, deontoloji, hasta hakları ve yasal olarak da bir haktır. Bilgilerinize sunuyorum.”

            *      *      *

             Bu kitabın yayınlanma amacının “Söz konusu bilgi ve belgelerin kamuoyuna oldukları gibi aktarılarak gerçeklerin ortaya çıkmasına katkı” sağlamak olduğu belirtilmiş ilk bölümdeki teşekkür yazısında. Kitabın sonunda ise yayına hazırlayan ünlü gazeteci Mete Akyol’un “Bitirirken” başlıklı bir yazısı var. Akyol bu bölümde, insanı duygulandıran tutuklu-ziyaretçi  davranışlarını anlatıyor. İnsanın içini dağlayan  dramatik görüntüler..

            Basından edinilen bilgilere göre Silivri tutukluları; ortalama 10 metrekarelik (5.80 x 2.20) bir hücrede kalıyorlarmış. Buna göre yeme-içme, yatma, okuma-yazma, spor yapma ve tuvalet dahil her türlü ihtiyaçlarını da bu daracık alan içinde karşılamaya çalışıyor olmalılar. Yemekleri ise demir parmaklık altındaki 15x30 cm. boyutunda bir delikten veriliyormuş…  

   Prof. Haberal, Silivri Duruşma Salonunda 17 Aralık 2012 tarihinde bu durumu söz konusu yaparak şu cümlelerle tarihe not düşüyor: “Cezaevi koşulları insanlıkla bağdaşmıyor, ben bunu kendime işkence olarak görüyorum. Ben odun ateşi ışığında ders çalışan, karda  çıplak ayakla yürüyen Mehmet Haberal’ım. Şimdi lazerle çalışıyorum. Ben dünyada ve Türkiye'de ilklere imza atmış Mehmet Haberal’ım. İçinde bulunduğumuz ortam 21. yüzyıl ortamına yakışmıyor''

 İşte “darbeci” diye gösterilmeye çalışılan, henüz suçunun ne olduğunun belirtilmediğini ve kanıtlanamadığını kitaptaki belgelerle kamuoyuna duyurmaya çalışan dünya çapındaki bir bilim adamının haklı çığlığı ve yürek yaralayan durumu.. Ve elbette diğer Silivri tutukluları..Ülkemizdeki “ileri demokrasi” boyutu… “Adaletin bu mu dünya!” diye başka ne zaman feryat edilir ki..  

            Prof. Dr. Mehmet Haberal Hoca’yı izlemeye çalışıyorum. İçinde bulunduğu çok güç koşullar benim de içimi acıtıyor açıkçası. Zonguldak M. Çelikel Lisesi yıllarından anılar canlanıyor gözlerimin önünde. Açıkça söylemek gerekirse varlığıyle onur ve gurur duyduğumuz bir arkadaşımız Mehmet Haberal..İnşallah suçsuzluğu anlaşılarak bu cendereden kurtulacaktır. “Yere düşmekle cevher sâkıt olmaz kadr ü kıymetten” dediği gibi şairin, Haberal Hoca da ulusal ve uluslararası değeri ve kariyeriyle her zaman yardımsever ve iyiliksever  kişiliğiyle yeniden aramızda olacaktır..Dileğim en kısa sürede öncelikle sağlığına kavuşması ve bu beladan da kurtulmasıdır.

Hamit Kalyoncu

 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2013-01-26
Bu haber 1258 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 1000
  Bugün : 488
  Toplam: 4749469
   Online :

  120 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama