Eğitimci Seyfettin Ceylan\'ın kaleminden Gökçebey notları-3-4

Gökçebey Notları-3

  Tefen’in Güneydoğu yönlerinde bir Asartepe Kalesi ve arkelojik sit alanının oralarda bir HES.

              Vatikan Kütüphanesi,
               Sadi Uyar’la birlikte dükkana giriyoruz. Durun hocam, işten geliyorum, şu ellerimi bir yıkayayım diyor ve önceden dükkana ve dükkanın arka tarafına geçiyor.
               Biz yılların dükkanının kitap dolu raflarının, masasının ve sehpasının büyüsüne kapılıyoruz. Vatikan Kütüphanesi sanki bura diyorum içimden.
               Duvarlarda raf konulmayan yerlere de yörenin geçmişine ışık tutacak fotoğraflar ve Osmanlıca yazılı gazeteler asılmış. Kitapların çoğu eskiden kalma ve eskiye ilişkin hissi uyandırıyor bizde…
              Masada kitapların ortasında bir bilgisayar.
              O ara Sadi Uyar dükkanın arka bölmesinden içeri geçiyor. Hoşbeşten sonra, buyurun arkadaşlar, lütfen oturun diyor. Oturuyoruz.
              Demek yazılarını bu bilgisayardan yazıyorsun diyorum,
              Akşamları 9, 10’a kadar burada çalışıyoruz. Zaman yetmiyor hocam, diyor.
              Oradan buradan konuşurken Mevlüt Hocam, burada anlatılmayacak bir olayla ilkelerini ve insana bakışını ortaya koyveriyor, kısa ve özetçe.
              Bölgede adı değiştirilen köylerin önceki adları ile ilgili listeler, sözlükler, Yedi Divanla ilgili kayıtlar, temettüat defterleri, muhasebe defterleri, fotoğraflar, eski zamanlara ait raporlar…
               Daha bu kadarını da attık, 99 selinde, sel nerdeyse yarıyı buldu, tabi köprünün olduğu yerden çekmedi, gördüğünüz yatak doldu taştı, diyor, Sadi Uyar.
             Çaylarla devam eden söyleşiler ve daralan vakit…
             Bir iki belgenin fotoğrafını da çekip vedalaşıyoruz, Sadi Uyar’la ve çocukları ile…

            Mars’a Yolculuk,
           
Çıkarken HES’i soruyoruz, Sadi Uyar’a.
            -Yakın buraya, Demiryolu’nu takip edin, Gaziler Köyü’nden sonra… Asartepe Kalesi’nin yamacında diyor.
             67 plakalı taksimize binip parıldayan raylardan karşıya geçiyoruz. Yol boyunda esmer vatandaşların çok mütevazi evleri. Kendileri de öyle mütevazi duruyorlar ki yol kıyısında duvar diplerine oturmuşlukları ve giyim kuşamları ile.  Gaziler’de tırmanarak, yeşile ve bembeyaz çiçeğe batmış bahçelerde akşam güneşi ile oluşan ışık huzmelerinin ve uzayan gölgelerin değişik oyunları eşliğinde evlerin arasından geçerek iyice yükseliyoruz. Köyün evlerinden 500 m. kadar sonra bir beton yolda ilerlemeye başlıyoruz. Yenice Irmağı tüm yatağıyla sağımızda ve aşağılarda, kıvrımlarında bayağı su taşıyor. Yatakta iki ırmak varlık gösteriyor saki…
             Yolumuz az sonra kontrollü bölgeymiş hissi veren bir yere geliyor. Gitsek mi gitmesek mi diyoruz, birbirimize, Yoksa yanlış mı geldik…
             Mevlüt Kırnapçı, duralım burada, biraz fotoğraf alalım, diyor.
             İniyoruz arabadan.

             HES bura, diyor, İsmet. Gökhan, evet diyerek, onaylıyor…
             Arabamızla birlikte kendimizi bu garip mekanda öyle garip hissediyor olmalıyız ki bir süre hiçbir şey konuşmadan susuyoruz. İlk defa böyle bir mekandayım. Bu mekan, internet görsellerinde, televizyonlarda gördüğümüz gezegenler gibi. Hayret ediyorum. Bura nasıl bir yer böyle… Aşağılar da öyle yüksek ki…
             Sessizliği bozmak için, biz Mars’a mı indik arkadaşlar, dediğimde, arkadaşları buruk bir gülme tutuyor.…
              Betonlanarak çırılçıplak ve tuhaf bir görüntü verilmiş yamaçtan aşağı ırmak yatağına kadar U şeklindeki 11 terası bir çırpıda sayıp notumu alıyorum.
             -Tam 11 teras var.
             Arabamızı durdurduğumuz yol, U yapıp karşı yamacın oraya geçiyor.
             -Acaba yasak mı buradan geçmek diyorum.
             -Yok ne yasak olacak diyorlar.
              Arabamızın durduğu yola doğru, terasın yamacından bir gökyaşıl, kerten kerten geliyor. Biz hareketlendiğimizde de ürküp kerten kerten beton teraslara doğru kaçıyor.
              Hekes kendine göre bir şeyler ifade ediyor. Fotoğraf çekiyor.
              Epeyi tel örgü ve kalın kablolar. Kabloların bağlandığı demirden genişçe bir trafo direği. Köprü gibi kalın betonlu yer. Oradan kaynayan bir arıtma havuzu gibi havuzda kaynayan, dönen, bulanık bir su. Aşağıda 300-500m2 genişliğinde bir bina. Ne fabrikaya benziyor ne atölyeye ne de bir eve…. Bu penceresiz, soğuk hava deposu görünümlü yapının alt taraflarından ırmaktaki su kadar gür, bulanık bir su, çıkıp ırmağa, başka bir koldan ilerleyip karışıyor. Suyun kaynayıp döndüğü havuzla ırmak yatağı 60 m yüksekliğinde olmalı diyorum.
               Demek ki su buradan inerken bir yerlere çarpıyor ve elektrik elde ediliyor.
               15 değirmenin uğultusu kadar bir uğultu var burada.
               Değirmen daha doğacı. Kanalı, hayat veriyordu, kıyısında tutunan ağaçlara ve meyvelere, diyorum.
              Bu marsın kanalı nerede?
              Bu mars, mars etmiş burayı…
              Bunun yasal dayanağı var diyoruz…
              Bunun yerine güneş veya rüzgar enerjisinden bir şey yapılamaz mı…
              Su, tünelle buraya nasıl alınmış, diyoruz.
             Şu anki boz bulanıklığından arınıp haziranlarda parıldayacak ırmak yatağı, sarhoş bir coğrafyadan geçiyor.
             Demek ki tünelden gelen su, bu sarhoş coğrafyayı seyredemiyor, Asartepe de suyu azaltılmış Yenice Irmak’ının düşük volümlü şarkısına alışmaya çalışıyor birkaç yıldır.
              Asartepe Kalesi,“asar” Arapça bir sözcük olup eserler anlamı veriyor. Kale, yüksek duvarları ve savunma, gözetleme kuleleri bulunan mekan. Anadolu’nun birçok yerinde çıkılması zor, yüksek tepelere, duvarları, savunma ve gözetleme kuleleri olmasa da kale deniliyor, yani böyle dik ve yüksek tepeler, doruklar benzetme yolu ile kale adı ile adlandırılıyor. Asar, yani eserler geçmiş uygarlıklardan kalan maddi kültürü dile getiriyor. Demek ki buraların bir zamanlar, antik yerleşmelere sahne olabileceğini akıllarımıza getiriyor, bu asar sözcüğü.
              Bu konuyu, Çaycuma’ya dönünce araştırayım diyorum.   
              İsmet :
              -Balıklar susuz kalır, su azalan kısımda, diyerek sesli düşünmeye devam ediyoruz.
              Gökhan:
               -Acaba buraya kanalın başında süzgeç var mı? Eğer süzgeç yoksa balıklar bu betonda ne yer. Hadi bi şeyler yedi ve şu havuza geldi diyelim. Tribünlere bayağı mesafe var, buradan düşen balıklar yaşar mı? diyor. Sonra, hadi titizlikle tüm önlemler alındı ve balıklar kanala giremedi. Peki şu önümüzden tüm ihtişamıyla akıp giden Yenice Irmağı yatağına yapılan bentlerin duvarlarından suyla aşağı yolculuk eden balıklar, yukarı tekrar dönmek isterse nasıl olacak bu dönüş? Bu doğallığa aykırı, ırmak kıyılarının bitki örtüsüne ters, fakat yasalarla varlık bulan HES’lerin sahipleri balıklara asansör mü kuracak? Ben bir vatandaş olarak bunların yanıtını bekliyorum.
             Bu sorularla sarsılıyoruz. Hiç aklımıza gelmemiş bunlar diyoruz

Gökçebey Notları-4-

  Mars’ta gökyaşılın telâşeler yarattığı terası bırakıp U’nun bu ucundan öbür ucuna geçiyoruz

                   Asartepe’nin batı yamaçlarını gezerken gerçekleşen beyin fırtınasına devam…
                  Gökyaşılın ürküp kaçtığı terastan bize doğru bir iki adım atıp inceden inceye sözü alıyor   
              Kıpnapçı:
                 -Daha, gidip göreceğiz. Bu su tahminimize göre yerin altından kaynamıyor. Şu tepesi yeşil tepenin öbür tarafından buraya geliyor. Demek ki bu tepeyi güzelce oymuşlar. Buradan çıkan hafriyat nereye gitmiş acaba? Tepenin öbür tarafındaki arazi kesilip yontulmuş mu? Yabani hayvanların ve hayvanların gelip geçtiği, doğaya zararsız yollardan başka, kamyonların, iş makinelerinin gelip geçeceği geniş yollar buranın dışındaki doğaya zarar vermiş mi? Öbür uca bir geçelim ve kanalın başını bir görelim… 
               Gökyaşılın telâşeler yarattığı terası bırakıp U’nun bu ucundan öbür ucuna geçiyoruz.
               HES’in kurulduğu tepenin güney batı yamacı tam bir ceviz ormanı. Cevizler daha yeni çıkarmış yapraklarını. Oğlak kulağı kadar anca... Öyle de taze ki sürgünleri, püskülleri…
               Cevizler ırmağa kadar inmeli, aşağılar gözükmüyor. Öyle de dik ki bu yamaç diyorum.
               İsmet:
              -İşte, bu betonarme marsın olduğu yerler de böyle cevizlikti kim bilir, diyor.
              Oranın cevizlik olacağı kafama yatıyor ve İsmet’in kurduğu cümle yüreğimi yakıyor. Yine çevreyi seyre dalıyorum. Irmağın ötesinde bir dağ yamacı. Oralar öyle dik ki. Sanki yemyeşil bir halıyı karşı yamaçlara asmışlar, buralarda şu mars hariç her yer yeşil, diyorum…
              Gökçebey tam görünüyor buradan. Karadeniz’in derli toplu küçük bir ilçesi. Önünden de Filyos Çayı’nın esaslı kolu Yenice Irmağı tüm işgalci rejimiyle oraları istilası altına almış. Ne kadar geniş yatak, oralarda….  İlçenin güneybatısına doğru bir yerde köprü varlık gösteriyor ve üzeriden geçenlere Çanakçılar’a doğru yol gösteriyor, oradan da tünelleri çok Karabük Zonguldak yolu.
              Bir süre sonra ne yapacağımıza karar verip ırmaktan suyun alındığı yeri anlamak için hareket ederek Zonguldak ili Gökçebey ilçesi Gaziler Köyü’ndeki Roma dönemine ait olduğu belirtildikten sonra Zonguldak Valiliği İl Kültür Müdürlüğünce 2010 yılında bastırılan Zonguldak Kültür Envanteri adlı eserin 58. sayfasında; “Gaziler Köyü, Asartepe Mevkiinde büyük bir tepe olup yapılan incelemede MÖ. 3.yüzyıldan Roma Dönemi’ne doğru giden bir yerleşim alanıdır” şeklinde genel tanımı yapıldıktan sonra, buranın sit potansiyeli de, 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanı, Koruma derecesi, 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanı, Önerilen koruma, belirtilmemiş ve tescil kararı da: Ankara K.T.V.K.K. 13.05.2005/531 olarak tespit edilen antik kalıntıları da bağrında saklayan, cevizli yemyeşil tepenin güney yönlerini dolanıp doğu yönünde belki de HES’in kanal inşaatı yapı sıralarında açılmış yolda duruyoruz. Arabadan inip sağa, sola ve ilerilere bakıyoruz. Doğu yönde ırmağın üzerinde sanki bir köprü var.
           Oradan Karabük Zonguldak yoluna geçeriz diyoruz.
            Oranın köprü değil de suyun alındığı yer olabileceğini ve tepenin altına gelen beton kanal olabileceği fikri üzerine tartışıyoruz bir ara.
            -Balıklar için asansör yapılması gereken yer ora olmalı, Gökhan, diyorum.
            Aşağı öyle yüksek ki. Yuvarlansak parçamız bulunmaz. Aşağıda ırmağın yanı sıra da bir yol gitmekte. Yolda bir adam, ırmak yatağının doğusuna doğru ilerliyor. İleride evler villa gibi, herhalde o evlerden birine gidiyor.
            İsmet’le Gökhan yerden taş alıp alabildiklerine taşları atıyorlar. Düşen taşın sesi çok sonra geliyor ve taşların nere düştüğü anlaşılmıyor.
            Irmak çok yakınmış gibi gözüküyor, fakat atılan taşın ırmağa varması mümkün değil,
           -Atmayın, yoldan başka adam madam geçer diyorum.
           -İşte, bir doğa tahribatı da o yol. Irmağın kıyısında ne işi var, diyor, Mevlüt Kırnapçı.
           Arabayla biraz daha gidip ırmak yatağına iyice yaklaşıyoruz. Kanalın tepeye girdiği yeri de iyice anlıyoruz.
            Tepeyi bile delmişler. İleride, bu tepe, bu doğa zarar görür, bakın kanalın geldiği yer sırıtıyor. Doğaya zaten zarar verilmişler diyoruz.
             İşte, bu yasanın gücü diyoruz. Yasa temiz enerjiyi buyuruyor, fakat sermaye sahiplerine ucuz kazanç ve bizlere de tahrip edilmiş bir çevre…
             Biraz oyalanıp ilerideki yerin kapalı kanal olduğu, köprü olmadığı ve karşıya buradan geçilemeyeceği kanaatine vararak geri dönüyoruz.
             Mars’tan geçip Gaziler Köyü’ne, güneş arabamızın arka camını öperken giriyoruz.
             Bu HES’e Gaziler mi diyorlar, diyorum.
            Yurtlarından kopan balıkların yataktaki o bentten geri dönemeyeceklerinin ve şu anda bile tahrip edilen ve ileride de yeni ve büyük tahribatlara uğraması kaçınılmaz olan doğanın hüznüyle olmalı kimseden yanıt gelmiyor.

 Çaycuma, 24 Nisan 2012
             Seyfettin Ceylan

 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2012-05-04
Bu haber 2059 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 1818
  Bugün : 1694
  Toplam: 4610693
   Online :

  89 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Henüz Hiç Yorum Yazılmamış.

Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama