EBE ANNE’NİN TAHİR ÇAVUŞU

Kapuz’da doğdum, büyüdüm. Balkayası’ndan, Kapuz’a kadar Zonguldaklıyım.  Benim çocukluğumda iyi- kötü bir yol vardı Kapuz’a; fakat araba yoktu desem yeridir.  Denizin sakin olduğu zamanlarda,  Limandan, Gobelez’in teknesiyle 10 kuruş’tu Kapuz Plajı. Ulaşım, Karadon’a giden ‘şirket kamyonları’ ve trenle sağlanırdı. Çoğu kömür treni, marşandizdi bu trenlerin. Çok az tren dururdu Kapuz Geçidi’nde. Zonguldak’tan kalkınca tren, Geçitçi Ramazan Dayı kolu çevirerek kapatırdı geçidin karakolunu.  Çan, çan, çan,  çan… Saati Trene göre bilirdi annem. “12  treni geçiyor” derdi. Kapuz’da bile duran bu trenlere  banyo treni denirdi. İşçiler banyo yapmaya gidiyor sanırdım. Bir de Kapuz’da,  Zonguldak’tan gece yarısı gelen sıfır kırk’ın durduğunu bilirdim. Çok sonra öğrendim banyonun, banliyö olduğunu ve de 00.40’ın ne olduğunu…  Dabacan’ların kamyonları vardı da, mahallemizde tek ‘Hususi otomobili’ olan kişi Dr. Nihat Güney’di. Arkası ters, dört kapılı küçücük bir arabaydı onun arabası. O da yaz aylarında yazlığına gelirdi. O arabayı; Emin (Badalıoğlu) amcam satın almıştı. Oradan da bilirim.  Daha Anadol  bile çıkmamıştı o yıllarda. Telefon postaneden edilir ya da şehir dışıysa postaneye yazdırılırdı. Postacı yarımadadaki herkesi çoluk, çocuk tanırdı.

Bağlık köyüne bağlı bir gecekondu mahallesi olduğu için elektriklerde sorunluydu, Zonguldak’a en yakın köyün sahilinde... Elektrik şebekesi vardı da, Şebekenin Kapuz’dan haberi yoktu belki de… Bir ay boyunca süren kesintiler, arızalar bilirim. O zamanlar şimdiki su şebekesi yoktu. Yalnız komşularda kömür çoktu.  Komşuluk diye bir kavram vardı. Komşuluklar ve dostluklar vardı eskiden… En yakın komşumuz, Zonguldak’taki yedi ayrı Uzun Mehmet torunundan biri olan Havva Teyzeydi. Sebahat Teyzenin annesiydi o. Onlara her yıl EKİ ücretsiz kömür verirdi. Kömür,  kömür kamyonlarından kazanlarla sayılarak yere dökülürdü.  Bir kazan 50 kiloydu. En çok kazanı bizin komşu alırdı. Cavanoz Amca bana, “sende say çocuk, eksik olmasın” derdi.

Kapuz tarafının tulumbası mağaradaydı. Mağara Kapuz Plajı’nın arkasındaydı. Çok sık arızalandığı için tulumba, mahalleli kullanım suyunu mağara’dan alırdı.  Plajdan da, tünelle gidilirdi mağaraya. İçme suyunu da Bağlık Köyü’ndeki çeşmeden taşınırdı.

İnternetten araştırırsanız “Birinci Dünya Savaşından sonraRadyo, İkinci Dünya Savaşından sonra de Televizyonhayatımıza girdi”diye okursunuz.Oysa bizim hayatımızda 1970 ‘e kadar televizyon yoktu. Radyodan dinlenirdi haberler. Haber saatinde konuşmak yasaktı. Bırakın televizyonu benim mahallemde herkesin evinde radyo da yoktu işin doğrusu. Demiryolu şantiyesinden kalma Kapuz İlkokulu Müdürü Rıza Ayhan bu nedenle seyirci toplardı sanırım, okulun en büyük sınıfındaki sinemaya… Okulun müstahdemi Kadriye Teyze toplardı paraları film başlamadan önce. Ben, arkadaşım Fuat’ın annesi Kadriye Teyzeyi öğretmen sanırdım. İlkokula başlamadan önce, Kadriye Öğretmen derdim ona. Amerikan süt tozundan kaynattığı sütün ilk bardağını bana ve Fuat’a verirdi. Recep Abinin görevi; sobaları yakmak, bir de bizi kovalamaktı. Okulun bahçesinde top oynamak yasaktı.

70 Dünya Kupasını ve Pele’yi Konak Sinemasında izlemiştim. O tarihlerde evlere yeni giriyordu siyah beyaz televizyon… Ama 74 Dünya Kupasını, Kör Kemal’in kahvesinde seyretmiştik. Hani  Doğan Babacan’ın, hakemlik yaptığı Dünya Kupası’nı… Bir Almanya maçını hayranlıkla izledikten sonra, yasakları delerek okulun bahçesinde yapılan maçta, Schwarzenbeck sanıyordum kendimi…

Ebe anne, Kapuz’un neşesiydi. Herkesin, gerçek ebesi olmasa da anasıydı, ebesiydi. İlk eşinden oğlu ilköğretim müfettişi Ahmet Başaran’dı. Zor sorular sorardı. “Mutlak değer nedir?” derdi. Bilemezdim. O nedenle pek sevmezdim onu. Eşi ve çocuklarından başka kimse adını bilmezdi. Herkes ona Ebe anne derdi. Okullu ebe değildi. Besbelli ki ocaklı ebeydi. Bizim köpek zıttı ona. Onu görünce avazı çıktığı kadar havlardı. “Ebe anne geliyor” derdik köpeğin aşırı havlamasını duyunca, kapıda karşılardık onu… Ebe anne, namazını kıldıktan sonra gelir sedire oturur, bir taraftan sallanarak; “Allahımmm, sen kimseyi güllaya gabdumaaa, gabdurusay da viyaklatdumaaa.” diye yüksek sesle, birkaç kez tekrarlayarak dua ederdi. Sözleri ezberlemiştik artık. Anlamadığımız kısmını, yani onun duasının açıklamasını babaannem şöyle yapardı: “12 yıl boyunca süren savaşlardan ağır yaralı evlerine dönen gaziler çok acı çekmiş. Bazıları da hiç dönmemiş. Yani gülle, onları acı çekmeden şehit etmiş.”

Ebe Anne’nin eşi Tahir Çavuş, küçük dükkanında iğde, leblebi, çubuk şeker satarlardı ilkokul çocuklarına. Dükkanın sağında evi, solunda da kiracısı Mecit Amca’nın kahvehanesi vardı.  Tahir çavuş dedim ağız alışkanlığıyla, Soyadı YOLAÇAR’dı. Ne yolu açtığını bilir misiniz? Demiryolu açmış o, demiryollarını… Demiryolları yapılırken çavuşmuş Çankırılı Tahir Yolaçar. Hem Irmak- Filyos hattında, hem de Filyos- Çatalağzı-Zonguldak hattında çalışmış. Kapuz’dan geçerken demiryolu, 1936’da ev yapmış demiryolunun yakınına, Kilimli chauss’e (şose) sinin kenarına…

Tahir Amca;“Bu demiryollarını ben yaptırdım. 68 tünel, 1500 köprü yaptım” derdi. Mecit amcanın kahvesinin önünde oturanlara seslenerek. Onlar da her defasında itiraz ederler, alaylı bir şekilde; “Atma, O kadar köprü mü var?” derlerdi.  Onu dinleyenler, onun verdiği rakamlara İnanamayıp itiraz ettiklerinde, Daha çok kızardı Tahir Amca.  Ebe Anne de şaşardı verilen rakamlara; “Yalan deme Tahirrr” diye bağırırdı evinin penceresinden Tahir Çavuşa…

Tünelden çıkınca bağırarak ve de geçitçiyi uyararak; “çuf, çuf, çuf, çuf, çuf, çuf” diye nefes nefese gelirdi geçide Marşandiz… Duyunca trenin sesini dükkanının önüne çıkardı Tahir amca; “Çıktık açık alınla / On yılda her savaştan…” diye başlayan, yoksulluk, gerilik çemberini kırmak için silkinmesini bilmiş bir halkın öz güvenini anlatan, Maden Mektebi mezunu Behçet Kemal Çağlar’ın ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirini söylerdi. Belki de Cemal Reşit Rey'in ilham kaynağı, Ebe Anne’nin Tahir Çavuşu’ydu (?)

Tahir Yolaçar’ın verdiği rakamların doğruluğunu, ‘KÖMÜRE GİDEN DEMİRYOLU’  hakkında araştırma yapınca gördüm. Tahir Amca gibi, minörü bilmesem de; inanılmaz olayı anladım. Rakamların tarihsel dökümü şöyleydi: 1925’te kanun çıkarılmış, 1927’de ilk kazma vurulmuştu. Kırıkkale’den sonra Irmak–Filyos arasında karşılıklı yapılan 391 km. uzunluğundaki demiryolu hattında1368 menfez ve köprü, 8800 m. uzunluğunda 37 tünel 8yıl 8ayda yapılmıştı. 14.684 m. uzunluğundaki, Filyos–Çatalağzı kısmında toplam 3.236 m. uzunluğunda 15 tünel sürülmüş, 10.249 m. uzunluğundaki Çatalağzı–Zonguldak kısmında ise 3.764 m. uzunluğunda 16 tünel sürülmüştü. 1937’de Demiryolu ulaşmıştı kömüre… Yani doğruydu Tahir Çavuşun verdiği rakamlar. Önce Ebe Anne, sonra da Tahir Çavuş sonsuza göçtü gitti. İnandıramadan öldüler…

Farz edin ki özlem treninin kompartımanındasınız. Çıktı katar tünelden. Yaslanın arkanıza. Çekti makinist stimli düdüğün ipini; Düütt, Düt, Düüüttt,  Düüüttt, düt, düt!  Karışmış ray, sesi makine sesine; taka tak, çuf çuf… Seyrederken pencereden manzarayı, haydi, hep beraber…

Taka tak, çuf çuf / Düütt, Düt, Düüüttt, Düüüttt, düt,düt
Çıktık açık alınla on yılda her savaştan
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan
Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan.
Düütt, Düt, Düüüttt, Düüüttt, düt, düt / taka tak, çuf,çuf..

Yazan: Ekrem Murat Zaman
                    Maden Müh.

 

 

 

 
Facebook'ta Paylaş...

Haber Tarihi:2011-11-30
Bu haber 2192 kez okunmuştur...

 
  İstatistik
  Dün : 1818
  Bugün : 1560
  Toplam: 4610559
   Online :

  57 konuk,

 
Tefen67.com

<< Ana sayfaya Geri Dön <<

Yorumlar

Nevzat Eser 2011-12-04 :

Tefen67 ye ve yazarımıza geçmişimize yapılan bu gezi için sonsuz teşekkürler.Bizden evvelkilerin çakılı çivileri yok diyenlere, alabilirlerse ders olur inşeallah.


karaelmas kalemi 2011-11-30 :

gerçekten fevkalade bir yazı olmuş. okudukça maziyi hatırlamak çok güzel. o dönemi hayaş etmek çok güzel. teşekkürler...


Bu Habere Yorum Yazın

ELEŞTİRİYE EVET HAKARETE HAYIR!...
Yorum köşemiz düşüncelere zenginlik katmak için hizmet vermektedir.
Adı Soyadı :
Email :
Mesajınız :
Güvenlik Doğrulama